Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Secde kulun Allah’a en yakın olduğu andır dersiniz de, secde daha kıymetli olduğu halde namaz neden ayakta başlar diye sorsalar susup kızarsınız.
Hayır Dede! Bu insanlar bizim insanlarımız, bu çocuklar bizim çocuklarımızdır ve bu kadar bilgisiz bırakılmalarına Allah razı olmaz. Nitekim olmadı da! Zira Allah’ın her iki eli de sağdı ve bana Kuran’ı sol görünen sağ eliyle okuttu. Ve ben onlara, sizin anlatmadıklarınızı işte böyle anlattım.
Söyleyin Dede, Peygamberin gösterdiği yoldan siz de miraca çıktınız mı? Çıktıysanız söyleyin, Rabb’imiz bizim için hâlâ namaz kılıyor muydu? Bizim için böyle kılıyorduysa, sordunuz mu Yahudi, Hıristiyan, Budist veya materyalist kulları için nasıl kılıyormuş? Yoksa onları unutmuş mudur?
Dede, firavunlardan beridir süregelen şu namazın Kuran’da salât olarak geçtiğini, Kuran’ın söz ettiği bu salât kelimesinin diğer anlamının Allah’ı anmak demek olduğunu, Allah’ı anmaktan maksadınsa düşünüp gerçeği görmek demek olduğunu niçin söylemiyorsunuz?
Namaz dinin direği, müminin miracıdır diyorsunuz da, namazdaki bu miracın Kuran’ı okuyup anladığımız derin bir tefekkür demek olduğunu niçin anlatmıyorsunuz?
Dede ben miraca çıkmadım. Ancak çıkan biri, Allah’ın bizim için hâlâ namaz kılmakta olduğunu, hâttâ namaz kılmakla kalmayıp hacca gittiğini, dahası oruç tutup zekat verdiğini söyleseydi inanın hiç şaşırmazdım.
Allah namaz kılar mı?
Önceleri ben de bilmezdim ama kılarmış. Kıyam, kıraat, rüku ve sücud! Yani ayakta durmak, kuran okumak, eğilmek ve secde etmek.
Kıyam ayağa kalkış, isyan ediş ve karşı duruştur. Kıraat okumak, bilgilenmek demektir. Rüku bu bilgiyle gerçeğe yakınlaşmak, secde de tam olarak anlayıp inanmak demektir. İster inansın ister inanmasın, ister kılsın ister kılmasın, namaz olgunlaşan bir insanın yaşam hikayesidir.
Evet ama bunun Allah ile ne ilgisi var?
Doğru, bu sadece insan ile ilgili bir ifadesi. Halbuki kulları ister kılsın ister kılmasın, Allah’ın kıldığı bir namaz daha varmış, hâlâ kıldığı bir namaz daha.
O namazın kıyamı yeryüzünde nefis dediğimiz canlı varlığın belirişi, kıraatı insanla ilerleyen bilimsel gelişmedir. Bu tek rekatlı varlık namazının rükuu insanların artık bilime inanıyor olmaları, secdesi kıyamet, yani bizim tüm gerçeği görüp inandığımız dirilişimizdir.
İnsanlığın Kabe gerçeğine ilerleyen kıyamet yolculuğu Allah’ın haccıdır. Zekatı kendi varlığından bize verdiği varlığımız, orucuysa hak ve adalet konusunda kıyameti bekleyen suskunluğudur.
Şahadet mi?
Önce Kuran, sonra da bu hatıralar, işte bu gerçeğin şahididir.
Biliyorum Dede, ben gerçeğe ne kadar âşıksam Allah’ın bazı kulları da secdeye öylesine âşık. Biliyorum Allah onları bilgili oldukları için değil, sadece iyi oldukları için seviyor.
“ Sen ancak yaratılıştaki ahenge hayran olan ve görmediği halde Rahmandan korkan kimseyi uyarabilirsin. Böyle kimseyi, bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele. Yasin 36/11”
Biliyor musun Dede, aslında onları ben de çok seviyorum.
Zaten benim savaşım namaz kılanlarla değil, namaz kılıyormuş gibi görünen şeytanla idi. O şeytan ki, iyi bir insan olmamızı değil, sadece zorla namaz kılmamızı emrederek Allah’ı şeriatla örtmeye çalışmaktadır.
Ben mi? Ben sadece ben bir Prometeydim ve Allah için değil halk için savaşıyordum.
Nereden bilirdim halkın hak olduğunu? Allah’ın yürüyerek gelene koşarak geldiğini söyleyen Peygamber, her zaman olduğu gibi meğer yine doğru söylüyormuş.
***
Sonsuz ikiliklerin üstünde iki temel sıfat, Rahman ve Rahim.
Yani, Dede ve ben.
Biz Antik Mısır’daki iki dev heykeliz.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş