Kelimeler bilgi taşırlar. Sözler de anlaşıldığı ölçüde değer kazanır. İnci kıymetli ve saraylar şimdilik boştur. Boştur çünkü, insan için olan değerli şeyler hak edilmeyi beklemektedir.
Son Peygamber deniz daha büyük olduğu halde niçin ırmağı misal getirmiştir? Çünkü ırmaklarda hayat veren tatlı su akar ve ırmaklar sonsuza akar. Bu ırmak, önce kendi bedenimizde ve sonra da çevremizdeki sayısız varlıkta seyrettiğimiz büyük değişim ırmağıdır.
Efesli düşünür Heraklitos, Peygamberden bin yıl önce şöyle diyordu,
“ Irmaktaki aynı suda iki kez yıkanılamaz.” 4
Ama Heraklitos da biliyordu ki, buna rağmen ırmağın suları hiç bitmez. Ovalardan denizlere, denizlerden bulutlara, sonra bulutlardan yine ovalara, akar durur!
“ Allah her an yeni bir yaratıştadır Rahman 55/29.” diyen Kuran, “Âlemde değişmeyen tek şey değişimdir.” diyen materyalist bilime hak veriyor gibidir. Hem geçmişte, hem gelecekte. Hâttâ cennette bile!
Ya bardaklar? Bardaklar insan içindir ve insanlar yıldızlar kadar çoktur. Tıpkı Allah’ın Tevrat’ta Haz. İbrahim’e dediği gibi,
“ Ve senin zürriyetin yıldızlar kadar çok olacaktır. Tekvin, 15/4”
***
Ve bakın, Peygamberden ve Kevser’den haberi olmayan 2000 yılının insanı bu büyük ırmağa nasıl bakmaya başlamıştır,
“ Bir insan, bir ırmağın akıntısına karşı gide gide nasıl kaynağa varırsa, biz de insan tecrübesinin kaynağına geldik. Bu kaynakta hem insan toplumunun, hem dilin, hem de düşüncenin başlangıcını bulduk.
Bir ırmağın kendisine akan kollarla daha da genişlediği ve sularının arttığı gibi, insan tecrübesinin ırmağı da gittikçe genişleyip derinleşiyordu. Çünkü her yeni kuşak tüm tecrübelerini bu ırmağa akıtıyordu.
Kuşaklar birbiri ardınca ölüyor, geçmişe karışıyordu. İnsanlar ve kabileler iz bırakmadan yok oluyor, şehir ve köylerin yerinde yeller esiyordu. Zamanın yıkıcı gücüne hiçbir şey dayanamayacak gibiydi. Fakat insanlığın tecrübeleri kaybolmuyor, bilimde yaşamaya devam ediyordu.
Dildeki her söz, çalışmadaki her hareket, bilimdeki her kavram, kuşakların bir yere toplanmış tecrübesidir. Irmağın akan suları ırmakta kaybolmadığı gibi, eski kuşakların tecrübeleri de boşa gitmemiştir. Bir zamanlar yaşamış olan insanların emeği, insanlık tecrübesinin ırmağında, yaşamakta olan insanların emeği ile kaynaşmaktadır.
Irmağın kaynağına, her şeyin başlangıcına işte böyle vardık. Çalışan, konuşan ve düşünen bir varlık olan insan işte böyle doğdu. Maymun değişe değişe insan haline gelinceye kadar geçmiş olan binlerce yıla göz atarken, Frederich Engels’in, insanı emeğin yarattığı hakkındaki sözlerini hatırlamamak imkansız.” 5
Bu alıntının insan ve maymun ile ilgili son paragrafını alırken oldukça tereddüt ettiğimi itiraf etmeliyim. Ancak anlatım o kadar güzeldi ki, en can alıcı yerini dışarıda bırakmaya kıyamadım.
Yahudi ve Hıristiyanların düşüncelerini bilmiyorum ama, bazı Müslümanların Darwin’i ve materyalizmi şeytandan daha ürkütücü bulduklarını biliyorum. Özellikle radikal Müslümanlar, evrim teorisini inanç meselesi haline getirmiş çatışmaktadır.
Bugün bazı Müslümanların inandığı basit anlatım biçimi bilime inanan diğer Müslümanların fitneye düşmesine sebep olmakta, toplum bilim ve din arasında gizli bir çatışmaya sürüklenmekte, hâttâ sürüklenmiş çatışmaktadır.
Peki kim haklı? Din mi, bilim mi?
Bilimin ne söylediğini biliyorum. Dinin ne söylediğini kim biliyor? Bana göre karışıklık buradadır. Atıp tutanları, zanlarıyla takva satanları bir kenara koyup, Kuran’a Peygambere ve bilenlere sorup tartışacağım.
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin