Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

- Hayır Allah düşmanı, tam aksine yokmuş! Bizi bin yıllardır Babil’deki Harut ve Marut isimli o iki melekle aldattın. Onların Münker’le Nekir, yani iyilikle kötülük demek olduğunu hiç söylemedin. Yetmedi, o iki meleği mezarın içine koyup ellerine tokmaklar verdin. Bize bin yıllardır mezarda bile işkence ettin. Hayır, artık seni bırakmam! Kardeşlerime yaptıklarını ödeteceğim. Süleyman’ın sihirli yüzüğü şimdi benim parmaklarımdadır ve şimdi hükümranlık benim elimde!
***
“ Sana bu kitabı ayetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsın diye indirdik. Davut’a Süleyman’ı vermiştik. Süleyman ne güzel bir kuldu, daima Allah’a yönelirdi. Bir gün kendisine, adeta yerinde duramayan safkan koşu atları hediye edilmişti. Süleyman atları sevip; Ben dünya malını Rabb’imi anmak için sevdim, dedi. Güneş batarken; Atları bana getirin, dedi. Yine sevip; Gerçekten ben dünya malını Rabb’imi anmak için sevdim, dedi. Ertesi gün; Onları tekrar getirin, dedi ve tekrar sevmeye başladı. Ant olsun biz bu dünyayla Süleyman’ı da imtihan etmiştik. Oysa o Rabb’ine dönmüş, tahtının üstünde yaşayan bir ölü gibiydi. Sad 38/29 ”
Şeytan başına gelecekleri anlamış, yine Kuran’a sarılmaya çalışıyor;
- Devamını da okusana, bak Süleyman ne diyor! Şeytanlara ve cinlere benden sonra hiç kimse hakim olamasın diyor. Şimdi onun bu vasiyetini çiğneyecek misin?
“ Ve Süleyman şöyle dua etmişti; Rabb’im beni bağışla. Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Sad 38/35”
- Hayır hain! Diğerlerini olduğu gibi bunu da yanlış tefsir ediyorsun. İster dünya için olsun ister ahiret, bir peygamber bu kadar bencilce dua eder mi? Söz ettiğin ayetin doğru tefsiri şudur; “ Ve Süleyman şöyle dua etmişti; Rabb’im beni bağışla. Bana verdiğin bu hükümranlığı benden sonra kimselere nasip etme. Sad 38/29” Süleyman insanlar üzerinde hükümran olmanın çirkinliğini ve sorumluluğunu fark etmiş, kendinden sonra insanlara kimsenin tahakküm etmemesi için dua etmekteydi. Hayır, bu ayet seni kurtarmaz!
Şeytan köşeye sıkışmış, can havliyle bu defa tehdit ediyor;
- Bak vallahi cinlerim var, bırak artık yoksa çarparım!
Aptal! Tek tek bütün cinlerini yakaladığımdan haberi yok.
- Sen ancak korkanları korkutabilirsin. Allah varken senin cinlerinden mi korkarım? Hadi oku, gönder! Ya da dur, onları ben tutup sana göndereyim;
“ İnsanın bir ayda gittiği yere, sabahtan akşama giden rüzgarı da Süleyman’a verdik ve onun için bakırı eritip akıttık. Rabb’inin izniyle, cinlerden bir kısmı onun emrinde çalışırlardı. Emrin dışına çıkamazlar, biri çıkacak olsa ateş gibi yakan bir cezaya çarpılırdı. Onlar Süleyman’a kaleler, heykeller, havuz gibi büyük leğenler, ayaklı kazanlar, ne dilerse yaparlardı. Ey Davud ailesi şükredin, zira kullarımdan şükreden azdır.
Süleyman öldüğü zaman, onun ölümünü cinlerden gizlediler. Cinler onun öldüğünü, ancak cesedin dayandığı asayı yiyen bir ağaç kurdu sayesinde ve ceset yere devrilince anlayabildiler. Her şeyi bilselerdi, küçük düşürücü o kölelik altında bir an olsun kalırlar mıydı? Sebe 34/12”
Gördün mü cinlerinin hâlini! Beni korkuttuğun o olmayan cinlerin, biraz bir şey bilmekle kendini akıllı zanneden biz aptal insanlarızdır. Hayır, şimdi seni onlar da kurtaramaz! Ama madem ki Kuran’dan, Süleyman’dan ve cinlerden söz açtın, şu halde dinle de Süleyman’ı tanı!
“Ant olsun ki biz Davut’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar da;
- Bizi bununla mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun, dediler. Davut’tan sonra tahtına oğlu Süleyman geçti ve dedi ki;
- Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden bir ilim verildi. Doğrusu bu bir lütuftur.
Süleyman’ın, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları vardı. Hepsi bir arada, onun tarafından düzenli olarak idare ediliyorlardı. Nihayet Karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca;

Sayfalar: 1 2 3 4 5

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş