İstanbul’u bilir misiniz?
Aksaray’dan Beyazıt meydanına doğru çıkan bulvarın solunda Laleli baba camii vardır. Onu geçersiniz, sonra şimdilerde otel ve işyeri olan eski lojmanlarla Edebiyat fakültesi gelir. Onları da geçersiniz. Tam fakültenin köşesinde, fakültenin arka kapısına çıkan ara yolun dar merdivenleri görünür. İşte o merdivenlerin bitişiğinde, taştan örülmüş küçücük bir yapı görürsünüz. Korumaya alınmış, Osmanlı döneminden kalma bir eski eser. Eski bir kütüphane diye hatırlıyorum.
Durup seyredin. Duvarlara bakarken, belki de yıkılan Bizans surlarından arta kalan taşlarla örüldüğünü düşünürsünüz. Sonra sizi bu düşünceye götüren başka bir şey dikkatinizi çeker. Sıradan taşlarla örülmüş duvarların temellerine doğru, kocaman beyaz mermer taşlar parlamaktadır. Daha dikkatli bakınca onların sadece mermer bir taş değil, üzerlerinde insan yüzleri ve başka desenler oyulmuş eski bir Bizans tapınağının alın süsleri olduğunu görürsünüz. Ve sanki inadına ters konmuş, baş aşağı duran.
İstanbul’a gelmişseniz, bu manzarayı belki siz de görmüşsünüzdür. Yerli yabancı her gün binlerce insan gelip geçer yanından. Tarihe ve güzel sanatlara ilgi duyan biri iseniz, biraz incinirsiniz estetik ve kültür adına. Bize barbar suçlamasında bulunan batı dünyası haklımıdır yoksa! Atalarımız bir barbar, inançlarımız boş bir bilgisizlik midir?
***
Son Peygamber Medine’ye geldikten sonra, daha önce Mekkelilerin dinlemek istemediği veya dinleyip de anlamadıkları çok önemli bir konuyu yeniden işlemeye başlar, suretler! Suret, biçim, şekil, dış görünüş demektir.
“ Bir gün, Peygamberin hanımlarından Ümmü Habibe ile Ümmü Seleme, Habeşistan’da iken gördükleri bir Meryem ana kilisesi hakkında konuştular. Sonra bu konuşmadan Peygambere de bahsettiler. O zaman Peygamber buyurdu ki,
- Onlar vefat eden azizlerin kabirleri üzerine mescitler yaparlar, ve o mescitleri resim ve heykellerle süslerlerdi. İnsanların yeniden dirildiği ve hakların sorulduğu kıyamet gününde görülecektir ki, bunları yapanlar insanlığa büyük zarar vermiş kimselerdir.” 1
İlk okuduğumda hadis itici geldi. Sakın bu da sonradan uydurulan hadislerden olmasın? Tüm peygamberler kardeştir diyen Peygamber kendisi değil miydi?
İsa’yı sevmek, ama İsa’yı sevenleri sevmemek! Musa’yı sevmek, ama Musa’yı sevenlerden nefret etmek! Şaşkınlığın ve zorluğun başladığı yer belki de burasıdır.
Ancak hiç şüphesiz asıl önemli olan Müslümanların ne anladığı değil, Son Peygamberin ne anlatmak istediğidir ve Peygamber bu konuşmasıyla diğer dinlere değil, suretlere dikkat çekmektedir. Değişen, sürekli değişen suretlere. Sadece Turan Dursun’u değil, herkesi ve her şeyi boğan büyük suretler denizine!
Oysa ki bu büyük denize girerken Turan Dursun da iyi bir yüzücü olduğunu düşünüyordu ve iddialıydı. Hem de oldukça iddialı!
“ Ben yazdığım konuların uzmanıyım. Arapça’yı iyi bilirim. Fıkıh, kelam, tefsir ve hadiste uzmanım. Ayrıca, karşılaştırma yapacak ve beş cilt kitap yazacak derecede diğer dinleri de bilirim. Elimdeki ışığın önemini ve gücünü biliyorum. Daha güzel bir dünya için karanlıklar yenilmeli. Yenilmeli ki, gerçek nedir, ne değildir herkes görebilsin.
Benimse bilgim var, yüreğim var ve insanlara yararlı olmaya çalışmak gibi bir tutkum var. Yazılarım bu yolda ve yazdıklarım tümüyle belgeli. En sağlam kaynaklara dayalı. Karşı mı çıkıyorsunuz? Buyurun, var mısınız kaynakları ve belgeleri sergileyerek uygarca tartışalım?
Size bir önerim var. Yazdıklarım hakkında benimle tartışmak istiyorsanız çıkın karşıma! Bilginiz yetmiyorsa, en bilgilisinden bir ulemanızı çıkarın. Biri yetmezse ikisini üçünü çıkarın, var mısınız?” 2
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin