Gerçi mucizeleri ve iki denizin birleştiği yeri gerilerde bırakmıştım ama, varlığın sonsuzluğundan söz ettiğim bu noktada Haz. Musa’nın başka bir hatırasını daha anmadan geçemem.
Haz. Musa Kuran’ın en sık söz ettiği ve Son Peygamberin geceler boyu anlattığı İsrail peygamberlerinden biri, belki de en önemlisidir.
Ancak burada Haz. Musa’nın asasından, yılanlardan, Kızıl denizin yarılışından, kayadan fışkıran sulardan ve böğüren buzağı heykelinden söz etmeyeceğim. Son Peygamberin mucizeleri hakkındaki anlayışım ne ise, Haz. Musa’nın mucizeleri hakkındaki anlayışım da odur.
Ben şimdi Tevrat’tan ve Haz. Musa’nın başka bir mucizesinden söz etmek istiyorum.
“ Ve Musa, kaynatası Midyan kahini Yetro’nun sürüsünü güderken Allah’ın dağı Horeb’e geldi. Ve Rabb’in meleği, kendiliğinden yanan bir çalı alevinde ona göründü. Çalı ateşte yanıyor, fakat tükenmiyordu. Ve Musa dedi, - Şimdi gideyim ve çalı niçin yanıp tükenmiyor bu büyük manzarayı göreyim. Ve onun geldiğini görünce Rab Allah çalının içinden seslenip dedi, - Ya Musa! Çarıklarını çıkar, çünkü üzerinde durduğun yer mukaddes topraktır. Ve ben, atalarının ve senin Rabb’i olan Allah’ım! çıkış 3/2”
“ Ve Musa dedi, - Ne olur, bana kendini göster! Ve Rab dedi, - Yüzümü göremezsin! Çünkü bir insan beni görüp de yaşayamaz. Ama yanımda bir yer var, ve sen kaya üzerinde duracaksın. Ve ben geçerken seni kayanın bir kovuğunda saklayacağım ve geçinceye kadar seni elimle örteceğim. Ve elimi kaldırdığımda arkamı göreceksin, fakat yüzüm görülmeyecek. çıkış 33/18”
“ Ve Rab Musa’ya dedi, - Sabaha hazır ol! Sabah olunca Sina dağına çık, ve dağın üzerinde önümde dur! Ve Musa Rabb’in kendisine emretmiş olduğu gibi sabahleyin erkenden kalktı ve kendi yonttuğu iki taş levhayı da yanına alarak Sina dağına çıktı. çıkış 34/2”
“ Ve İsrail oğullarının gözünde Rabb’in izzeti, dağın başında yiyip bitiren bir ateş gibi idi. çıkış 24/17”
“ Musa orada Rab ile kırk gün kırk gece kaldı. Ekmek yemedi ve su içmedi. Ve on emri taş levhalar üzerine yazdı. çıkış 34/28”
Yukarıda okuduğumuz bu hikaye Kuran’da şöyle anlatılır,
“ Musa’ya otuz gece vade verip sonra buna on gece daha ekledik. Böylece Rabb’inin belirlediği süre kırk geceye ulaştı. Musa, kardeşi Harun’a dedi ki, - Kavmin içinde benim yerime sen geç. Onlara güzel davran, bozguncuların yolunu izleme.
Musa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabb’i de kendisiyle konuşunca şöyle yakardı. -Rabb’im bana kendini göster! Dedi ki, - Beni asla göremezsin. Ama şu dağa bak! Onu görebilirsen, beni de görürsün. Rabb’i dağa tecelli edince, onu parça parça etti ve Musa baygın bir halde yere düştü. Sonra şöyle dua etti. -Rabb’im! Senin o yüce varlığının hiçbir şeye benzemediğine iman ettim. Tövbe edip sana yöneldim. Ben iman edenlerin ilkiyim. Araf 7/143”
Önceleri Allah’ın dağa geldiğini ve bu büyük olayı taşıyamayan Sina dağının atom bombası atılmışçasına darmadağın olduğunu sanırdım.
Sonra sormaya başladım, peki ama dağ toz duman olduysa dağın üzerindeki Haz. Musa nasıl oldu da sağ salim geri dönebildi? Üstelik paramparça olduğu söylenen Sina dağı o günden bugüne hâlâ yerinde durmuyor mu?
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin