Diğer taraftan bu anlatımlar ayettir ve Allah’ın sözleri hakkında şüphe olmadığı söylenmektedir. Şu halde bu anlatımın, bugün benim de anlayabileceğim başka bir anlamı daha olmalıdır ve bu anlamı arayacağım.
***
Peygamber bir akşam namazında Tur suresini okumaya başlamış. Tur, Arapça’da dağ demektir ve o namazda Peygamberin arkasında olanlardan Haz. Cübeyr şöyle anlatıyor,
“- Okurken, (Yoksa onlar nedensiz olarak mı yaratıldılar? Yoksa, kendi kendilerini mi yarattılar? Yoksa, gökleri ve yeri de mi onlar yarattı? Yoksa, Rabb’inin hazineleri onların yanında mı? Yoksa, güç ve kudretin gerçek sahibi onlar mıdır? Hayır, onlar şuursuzdurlar. Tur 52/35-37) ayetlerine gelince, gönlüm artık uçmağa yaklaşmıştı.” 1
Mekke’nin ileri gelenlerinden olan Haz. Cübeyr, Mekke fethedildiği gün Müslüman olanlardandı. Henüz yeni Müslüman olmasına rağmen onu bu denli etkileyen ne olabilir?
Hadisin ekinde verilen açıklamada;
“Onun böylesine etkilenmesi, Peygamberin okuduğu bu ayetlerin içerdiği anlama vakıf olmasındandır.” deniyor. Haz. Cübeyr’in bildiği, benim bilmediğim bu anlam nedir?
Eminim, Musa bilir.
Horeb dağında elinde asasıyla koyun güderken gördüğümüz Haz. Musa’nın sıradan bir çoban olmadığını artık biliyoruz. O, firavunun yanında büyüyüp yetişmiş gerçek bir prenstir. O yılların en ileri bilim, kültür ve sanat merkezi olan Mısır’da yüksek düzeyde bilimsel bir eğitim aldığını da biliyoruz. Mısır ordusunun bazı kademelerinde görev yapmış, su yolları ve piramitler gibi bazı yapıların inşaatında bulunmuş olması da kuvvetle muhtemeldir. Sonra, İsrail oğullarını ezen bir kölelik düzenine isyan etti ve Mısırdan kaçmak zorunda kaldı.
Bütün bunlar şunun için önemli ki, Musa dağdaki çalılara asla koyunların baktığı gibi bakmadı.
Sürü dağın yamacındaki bodur çalılar arasında yayılırken, O gözlerini kendi yaktığı çalı ateşine dikmiş, önemli başka şeyler düşünüyor.
Koyunlar otları yerken, insanlar da koyunları yiyordu. Sonra hastalıklar ve savaşlar da insanı. Evrende her şey birbirini yiyip bitirdiği halde yine de hayat bitmiyor, koyunların yerine yeni koyunlar, ölen insanların yerine yeni insanlar ve yanıp kül olan şu çalıların yerine yeni çalılar geliyordu!
Haz. Musa’nın içinde Allah’ın seslenişini duyduğu ve bitip tükenmeden sürekli yanar gördüğü çalı ateşi, işte bu hayat ateşidir. Ateşin sürekliliği, değişimin sonsuzluğudur. Bir şeyler yok olurken, başka bir şeyler var olmaktadır. Bir şeyin ölümü, başka bir şeyin doğumu olmaktadır.
Bütün bunları yapansa topraktır ve toprak bu nedenle mukaddestir. Toprakla ayaklarımız arasına giren ve Allah’ın Haz. Musa’ya çıkarmasını söylediği çarıklarımız ise, Allah ile aramıza giren heveslerimiz, yani kendi nefsimizdir.
Çarıklarımız iki tanedir. Biri dünya, diğeri ahret. Yunus Emre bu iki çarıktan önce dünya ile ilgili olanı çıkarmış şöyle demektedir.
“ Aldanma dünya malına, ağudur banma balına
Düşüp dünya hayalına, dalma gözüm şimden geru.”
Çıkardığı ahret çarığı içinse şöyle der,
“ Cennet cennet dedikleri, birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver sen onu, bana seni gerek seni!”
***
Haz. Musa Allah’ı görmek istemişti ve Allah ona dağa bakmasını söylüyordu.
Haz. Musa dağa baktı. Farklı bir şey görmüyordu. Görünen sadece her zamanki Sina dağı idi. Peki ama Allah dağa bak demedi mi, yoksa henüz gelmedi mi?
Bir vakit sonra aklına geldi ki, Allah zamandan olduğu gibi mekandan da bağımsız değil midir? Her yerde ve her zamanda var değil midir?
Dağa gelecek olsa dağdan ayrı bir yerden gelmiş olmaz mı? Dağa gelecek olsa dağın varlığından ayrı bir varlık olmaz mı?
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin