Büyük usta bu piramidin en tepe noktasının ne demek olduğunu ve oraya varınca ne göreceğimizi bakın nasıl anlatıyor,
“ Allah Kuran’da şöyle buyurur, ( O Rahman ki, yarattığı arşı kaplamıştır. Taha 20/5 ) Bu ayet üzerinde düşünecek olursanız, arş kelimesinin Rahmanın azametine denk olduğunu görürsünüz. Allah insanı kendi sureti üzerine halifesi olarak yaratmıştır ve arş dediğimiz bu ulvi makam, bu emaneti taşıyan halifenin yeridir. İnsanın yeri ve kıymeti, muhakkak ki her varlığın üzerindedir.” 5
Şimdi anlıyorum ki bir piramit insan suretinde görünen tanrının saklandığı bir tapınaktır. Bir piramit, içinde sakladığı çürümüş bir insanla birlikte dirilişe yükselen insanlıktır. Piramit, gerçekten dünyanın yedi harikasından biridir.
Amon rahiplerinin ne kadar akıllı ve bilgili olduklarını siz de fark ettiniz mi? Herkesin aradığı en büyük hazineyi piramitlerin içindeki mezar odalarına değil, gözümüzün önünde duran devasa taş bloklarla bizzat piramitlerin kendisine saklamışlardır.
Peki ama ya gizli dehlizler, gizli odacıklar, altınlar, mücevherler? Yoksa bizi aldattılar mı?
Evet, altın peşinde koştuğumuzu çok iyi bilen rahipler ve firavunlar, çok derinlere saklarmış gibi göründükleri biraz altınla bizi aldatmışlardır.
İyi ama neden?
Biraz düşünün anlarsınız, gerçekte bizi aldatmamış, kimseye kabahat bulamayacağımız bir ustalıkla bize kendi kendimizi aldattırmışlardır. Kendi anlayışımız, kendi aldanışımızdır.
Firavunların piramitleri yaptırmaktan üç maksatları vardı. Birincisi tarımla uğraşmadığımız boş vakitlerimiz için iş yaratıp bizi kötülüklerden alıkoymak, ikincisi pozitif bilimi öğretmekti. Üçüncüsü asıl maksatları idi. Bize inşa ettirdikleri piramitlerle, din dediğimiz yaşam sırrını insanlığa aktarmak istiyorlardı.
Altınlar mı? Çok basitmiş. Altın saklamaktan maksatları dikkatimizi yaşam sırrının anlatıldığı piramitlere çekmekti ve biz altını bilgiden çok seviyorduk! Hâlâ öyle değil mi? Yazık, çok yazık! Peygamberlerin neden büyük bir hüzün içinde yaşayıp öldüklerini şimdi daha anlıyorum.
***
Şimdi merak edersiniz, insanlık için böylesine önemli büyük bir hazine binlerce yıldır nasıl oldu da unutuldu?
Bu sorunun cevabını Kuran şöyle verir,
“ Firavun haddini aşmış, büyüklük taslayanlardan biri olmuştu. Kuran/ Duhan 44/31”
“ Ya Musa! Firavuna git ve uyar, zira o iyice azdı. Kuran/Naziat 79/17”
“ Ve firavun şöyle dedi, - Ey halkım! Varlığın mülk ve yönetimi benim elimde değil mi? Ben şu meramını bile anlatamayan zavallı adamdan daha hayırlı değil miyim? Kuran/Zuhruf 43/52”
“ İşte kendi halkını böyle küçümsedi. Onlar da ona itaat ettiler. Onlar doğru yoldan sapmış bir toplumdu. Kuran/ Zuhruf 43/54”
Âyetlerden iki şey anlaşılır. Firavunlar azmadan önce kendi toplumlarının peygamberleridirler ve Allah katında iyidirler. Ancak daha sonraları yoldan sapmışlar, hâttâ azmışlardır ve uyarılmaları gerekmektedir. Ve ilk uyarı, yeni bir ev yapmak üzere harekete geçen Haz. İbrahim iledir,
“ Ey İbrahim! Kullarım için bir ev yap ve temiz tut! Kuran/ Hac 22/26”
Çünkü eski ev kirletilmiştir ve bunun sorumluları firavunlar bizzat kendileridir. Onlar Allah’ın arşında oturan görünür tanrı olmayı çok sevdikleri halde, görünen her insanın da kendileri gibi tanrısal olduğunu zamanla unutarak insanlığı gücendirmişlerdir.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin