Acaba Yunanlılar yüz rakamını (çok) anlamında mı kullanmışlardı? Bunu belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz.”
Ömür dediğin her şeyi öğrenmeye yetecek kadar uzun değilmiş. G.A Livraga 1991’de gerçekten bu sırrı öğrenemeden ölmüş. Nereden bilecekti Haz. Cebrail’in altı yüz kanadı olduğunu ve Tanrının rahmetinin yüz parça olduğunu? Ancak şimdi biz biliyoruz. Biliyoruz ki Yüz kapılı Teb, eşsiz ve mükemmel şehir demektir.
Öyle zannederim ki Livraga öldüğünde Osiris efsanesini de tam olarak anlamış değildi. Büyük ustanın Kahire kütüphanesindeki kitaplarını okumuş mudur dersiniz?
Muhiddin-i Arabi, “Tasavvuf Yolu” ismiyle Türkçe’ye de çevrilen bir eserinde büyük bir savaştan söz eder. Bu savaş Beden denilen bir ülkede, Ruh denilen bir kralla, Nefis denilen bir kraliçe arasındadır. Ve Akıl denen vezir kimden yana olursa savaşı o kazanacaktır. 7
Usta bu büyük savaşı anlatırken, aslında antik Mısırdaki Osiris efsanesini, yani İslam anlayışının temel öğretisini anlatmaktadır.
Bok böceği Kefer bizizdir. Osiris ruhumuzdur. Osiris olmak kendini bilmek, gerçeği anlamak demektir.
Osiris mavinin efendisidir, çünkü gökyüzü mavidir ve ruh dediğimiz bilgi gökyüzü kadar yükseklerde, yıldızlar kadar uzaklardadır.
Osiris’in eşi İsis aklımız, kardeşi Seth nefsimiz, İsis’in kardeşi Neftis bedenimizdir.
Osiris yeniden yapılanırken hayvani nefsi olan saldırgan Seth’den kurtulmuştur ama, Neftis dediğimiz beden bu yapılanmada zorunlu olarak vardır.
Osirisle Neftisin, yani ruhun bedenle birleşmesinden doğan oğulları Anubis ölümdür.
Osiris ve İsis’in oğulları Horus, aklın bilgiyle birleşmesinden doğan idraktir. Osiris’in ölümü ve Horus’un bir gözünü kaybetmesi demek, kişinin dünyaya sırt çevirmesi demektir.
İsis’in dadılık yaptığı çocuğa emdirdiği parmağı, bir süre oyalandığımız dünya denen yalancı emziktir.
Ve İsis bazen Seth’i serbest bırakır, çünkü nefsi sıkıştırmaya gelmez.
Horus’un eşi inek başlı Hathor inancın battığı, yerini gerçeğe bıraktığı bilimsel gelişmedir.
Hathor ayının on yedisi, ayın ışık vermediği karanlık gecelerdir.
Onların Amenti dedikleri kutsal topraklar, bizim Amentü dediğimiz imandır.
Doğudan batıya doğru giden gündüz kayığı ölüme doğru giden maddi hayatımız, batıdan doğuya doğru giden gece kayığı ise gerçeği arayışımızdır. Bu arayışta gündüzlerimiz gece gibidir. Kendi güneşimizin doğuşu, ruh dediğimiz kendi gerçeğimize ulaşmamızdır.
Bu Osiris güneşi ise, antik Mısır tapınaklarının girişinde anlatıldığı üzere İsis ve Neftis isimli iki pilonun, yani akıl ve beden duvarlarının arasından doğmaktadır.
Gece kayığımızın bin bir tehlike içinde geçtiği on iki bölge, Muhiddin-i Arabi’nin söz ettiği insanın on iki özelliğidir. Bunlar dokunmak, koklamak, tatmak, yiyip içmek, sindirmek, boşaltmak, üremek, görmek, işitmek, düşünmek, söylemek ve yapmaktır.
Bunlarla geçirdiğimiz bir arayışın sonunda ulaştığımız gerçek şudur; Gece yolculuğunun sonunda mutlak gerçeği gösteren bir güneş doğmakta ve bu güneş bok böceği Kefer, yani yine insan biçiminde görünmektedir.
Amr’ın cehennemde sürünen bağırsaklarını ve Tutankhamon’un kavanozlara saklanan iç organlarını hatırladınız mı? Hani birinin kapağı öküz, birinin kapağı aslan, birinin kapağı kartal, birinin kapağı insan şeklindeydi.
Öküz başlı kapağın altında saklanan mide ve bağırsaklarımız arkamızda bıraktığımız kötü işlerimiz, aslan başlı kapağın altında saklanan ciğerlerimiz yararlı işlerimizdir. Kartal başlı kapağın altında saklanan beynimiz bilgimizi, insan başlı kapağın altında saklanan kalbimiz ise niyetlerimizi anlatmaktadır. Gerçekte efsane sanıldığı gibi ölüm ötesini değil, yaşamda yapacaklarımızı anlatmaktadır. Firavunların ve rahiplerin bekledikleri toprağın altında bir yaşam değil, kıyamet dediğimiz diriliş günündeki mertebeleriydi.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin