eğitimi tamamladıklarında özel bir ayrıcalık kazanır, tüm ülke içindeki kesin dokunulmazlıklarının bir işareti olarak sol omuz başlarına törenle yılan dövmesi vurulurdu.
Söylediklerine göre, gerileme döneminden itibaren ölümün sırlarını saklamaya koyulmuşlar, gelecek daha uygun bir zamanda ortaya çıkmak üzere ilahi kaynağına geri göndermişlerdir.
Buraya kadar Nil’in doğu yakasındaki yaşayanların şehrinden söz ettik. İsterseniz biraz da batı yakasındaki ölüler şehrinden söz edelim. Çünkü batı yakası doğu yakasının aksi ve tamamlayıcısıdır.
Ölüler şehri hepten sessiz değildi. Piramitlerin yanında ibadet ve adakları organize eden rahiplerin yanı sıra, eğitilmiş hayvanlarıyla birlikte piramitlerdeki hazineleri koruyan silahlı muhafız birlikleri yaşardı.
Mısırlılar güneşin doğuşuna Memnon, parlaklığına Amon, batışına ise Maamon derlerdi. Onlar için ölüm, yaşamın öbür kıyısında yeniden doğmak demekti ve on sekiz metre yüksekliğindeki Memnon kolosları bunu anlatmak için inşa edilmişlerdi.
Bu heykeller eski çağlarda öylesine büyük bir üne kavuşmuşlardı ki, bunlardan birinin güneş doğarken çıkardığı yedi temel sesi duyabilmek için Yunanistan’dan gelen müzisyenler olduğu söyleniyor. İnsanların cehaleti ve ihmalkarlığı ile büyük hasar görmüş olan ve artık ses vermeyen bu iki dev heykel gibi, bu seslerin gizemi de hâlâ çözülebilmiş değildir.”
***
Beş bin yıllık Mısır tarihini özetlemeye çalışmıştım. Ancak üç bin üç yüz yıl öncesine, İ.Ö. 1361 yılına özellikle gideceğim. Çünkü o yıl, tarihte iz bırakan önemli sayılabilecek bir şey olmuş.
“ Olağanüstü firavun 3. Tutmosis öldükten sonra, yerine 4. Amenofis firavun oldu. O yıllar Amon-Ra inancının oldukça bozulduğu yıllar olmalıdır ki, 4. Amenofis rahiplerin anlattıklarından hiçbir şey anlamadığını fark etti. Rahiplere sorduğunda aldığı tek cevap bunun eskiden beri böyle bilindiği, Amon’un görünmez olduğuydu.
Firavun Amenofis sinirlendi. Güneş ve güneşin ışıklarıyla görünen gerçeğin dışında başka bir görünmeze inanmak olur mu? En doğru din gerçeğin kendisidir ve bu gerçeğin kendisinde Amon gibi hayali bir inanca yer olmamalıdır. Halkının ve insanlığın geleceğini düşünen iyi bir firavun, bilgili ve ne yaptığını bilen bir insan olmalı değil mi!
Ne yaptıklarını kendileri bile bilmeyen bu Amon rahipleri ile nereye varılabilir? Zaten hazineden para aşırmaktan ve firavunlarla gizli bir iktidar savaşı sürdürmekten başka yaptıkları doğru dürüst bir şey de yok.
Hayır, dedi. Saray bürokrasisi ve askerler kendi yanındaydı.
Halk mı? Onların zaten dünyadan haberi yok. Bir köleden bile daha çok uysallar. Zaten her şeyi onlar için ve bu nedenle yapıyor değil mi?
Bir sabah, tören için kendisini giydirmeye gelen rahipler karşılarında saray muhafızlarını bulunca çok şaşırmadılar. Bunu bekliyorlardı. Amon denilen görünmez Tanrı inanışı bitmiş, yerine materyalizm olarak tarif edebileceğimiz güneş Tanrısı Aton devri başlamıştı.
Amenofis’in ilk işi, mutlu Amon anlamına gelen ismini değiştirmek oldu. Yeni ismi Akhenaton’du, yani güneşin ruhu! Sonra bu büyük değişimin şerefine Tel el Amarna’da yeni bir başkent inşa etmeye başladı. Ancak yeni başkent inşa edilirken, Teb’deki Amon tapınakları ve o güne kadar yapılan yetmiş piramidin pek çoğu yağmalanmaya başlamıştı.
Akhenaton, hiç anlamadığı ve anlayanı da görmediği Amon’la birlikte Teb’i de tarihe gömmek istiyor gibiydi. Piramitlerde gizlenen ve yaşamın şifresi oldukları söylenen tüm yazılar ve işaretler kazınıyor, eskiye ait ne varsa yok ediliyordu. Artık sanatta da estetik bir dönüşüm yaşanmakta, tapınak yapılarının inşasında Amon’un gizemli kuralları terk edilmekteydi. Güneşin ruhu, tüm bilinmezleri ve tüm sırları yok etmekte kararlıydı.
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin