Hangi peygamber Dede, hangi ahlak? Komşuluk, arkadaşlıktan ne kaldı? Nerede hak hukuk, hani sevgi hoşgörü?
İnsanlarla konuşuyorum. Görüyorum, pek çoğu pek çok şeyi bilmiyor, ya da yanlış biliyor. İşin kötü tarafı bilmediklerini de bilmiyorlar. Anlatmak istiyorum dinlemiyorlar, dinliyor anlamıyorlar.
Aman Allah’ım, demek ki Dede de beni böyle görüyor olmalı! Ben de dahil olmak üzere hepimiz kendi bilgimizi din, kendi zannımızı tanrı edinmiş çatışıyoruz.
Evet Allah, “ Ben kulumun zannı gibiyim.” der ama, bu sözle ne anlatmak istiyor olabilir? Kendi Tanrımızı galip getirmek üzere birbirimize saldırmamızı mı, yoksa birbirimizi hoş görmemiz gerektiğini mi?
Bu kadar eksik ve yanlış bilginin içinde, vaktiyle bilimsel materyalist görüşü benimsediğim için şimdi kendimi şanslı sayıyorum. Hayır, kimse kusura bakmasın ama Peygamberin anlatmaya çalıştığı gibi bir din anlayışına sahip olduğumuza hâlâ inanmıyorum. Ve bana öyle geliyor ki Allah şu anda hepimizi defterden silmekte ve yerimize başka nesiller getirmektedir. Tıpkı Kuran’da uyardığı gibi,
“ Eğer yüz çevirirseniz, Allah sizin yerinize başka bir toplum getirir. Ve onlar sizin benzerleriniz olmazlar. Muhammet 47/38”
“ Hayır, iş onların sandığı gibi değil. Doğuların ve batıların Rabb’ine ant olsun ki, biz onları kendilerinden daha üstün olanlarla değiştirmeye gücü yetenleriz. Ve biz, önüne geçilebilecekler değiliz. Mearic 70/41”
Araf’a yükselen gençlerin ayak seslerini duyuyor musunuz?
***
Buraya kadar hep İslam’ı anlamaya çalışmıştım. Şimdi de yüksek tepeli genç öğretmenlerimizin yardımıyla 5000 yıl önceki eski Mısır dinini çalışacağım. Bakalım nasıl bulacaksınız?
Mısırlılar için yaratılışın başlangıcında Atum dedikleri hareketsiz tek bir şey vardı. Her şey, tek olan bu şeyden oluşmuştu ve bu oluşumun kendine özgü bir ahengi vardı.
Atum’dan yaratıcı tanrı Ra doğdu. Ra güneş tanrısı olarak bilinirse de gökyüzünde gördüğümüz güneşi değil, gerçeği ifade eder.Gerçekse, gündüz güneşi ve gece güneşi olmak üzere iki halde görünürdü.
Ra’dan Şu (su) ve Tefnut (toprak) oluştu. Şu erkil varlığı, Tefnut dişil varlığı temsil eder.
İnanışlarına göre o zamanlar gökyüzü ve yeryüzü birleşikti. Şu’nun etkisiyle Tefnut da ikiye ayrıldı. Geb dedikleri yeryüzü ve Nut dedikleri yıldızlı gök kubbe oluştu.
Ve en sonra da Geb’den, insan tanrı Osiris doğdu.
Tanrı Ra, İ.Ö 2686 ile İ.Ö 1786 yılları arasındaki bin yıl boyunca Mısır’ın tek resmi tanrısıydı. Firavunlar onun oğlu olduklarını, insan bedenine bürünmüş biçimi olduklarını söylüyorlardı.
Sonra ne olduysa, İ.Ö. 2181-2133 yılları arasında Mısır bir tür ortaçağ karanlığına gömülmüş. İhtilaller, istilalar ve afetlerle geçen 50 yıl içinde tam dört hanedan gelip geçmiştir.
İ.Ö. 2133-1786 arasında başkent Memfis harabe haline gelirken Teb adıyla yeni bir başkent kurulmaya ve Amon isminde yeni bir tanrı öne çıkmaya başlar. Sembolü devekuşu tüyüdür.
Aslında yeni bir tanrı değil, tanrı Ra’nın Amon ve Aton olarak bilinen iki halinden biridir ama, artık Ra’yı bilen ve hatırlayan kalmamıştır.
Amon sır ve sessizliğin tanrısı, yaratılışa ruh veren görünmeyen nefes olarak Teb’e yerleşir ve haksız bir biçimde kendisini yaratan tanrı Ra’ya ortak olur. Artık Mısır’ın yeni tanrısı Amon-Ra’dır.
***
Efsaneler sözlü tarihin en eski bilgi kaynaklarıdır ve Osiris efsanesi Mısırın en ünlü mitolojisidir. Mısırın coğrafi bölgelerine ve hanedanlıklara göre küçük farklılıklar gösterse de genel anlatımı şöyledir,
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin