Osiris’in oğlu şahin başlı Horus ışığın efendisidir. Kuş kafası, insanların kuş gibi düşünmeleri gerektiğini anlatmaktadır. Yükseklere uçmak arzusundaki insan ruhunu temsil eder. Bazen karanlıklarda yolunu bulabilmek için elinde Anubisin asasını taşır. Diğer elinde hayat anahtarı Ankh vardır.
Horus’un dört oğlu vardır ve insanın dört yönünü korurlar. İnsan başlı amset karaciğeri, Maymun başlı Hapi akciğeri, Çakal başlı Duamutef mideyi ve şahin başlı Kupsenuf bağırsakları korur.
Horus’un karısı İnek başlı Hathor ölümün sırlarına sahiptir. Tapınağı nehrin batı yakasındadır, çünkü o batının hanımefendisidir.
Osirisin Neftis’ten olan oğlu çakal başlı Anubis ölülerin tanrısıdır. Dünyanın fethi için yola çıkan Osiris’in yol arkadaşıdır. Anubis’in elinde, karanlıkta yol bulmaya yarayan bir asa bulunur. Bu asanın üstü Anubis’in çakal kafasıyla başlar, altı Amon’un yarı açık eliyle biter. Bu şu anlama gelir. ( Aşk, tanrının yoluna çıkan taşları bile eritir ve kutsar!)
Bok böceği Kefer yeniden yapılanmanın, değişmenin ve müritliğin sembolüdür. Bu simge iki haldedir. Kefer, kanatları kapalıyken henüz eğitimde olan bir müridi, açtığı zaman gerçeğe ulaşmış bir hocayı sembolize eder. Bir kefer anıtının altındaki taş kaidede şunlar okunmuştur.
(Ben Kefer, mürit. Kanatlarımı açınca uçacağım.)
Mısırlı için ölüm, gerçek hayata ulaştıran geçici bir durumdur. Bu nedenle mumyalama yaptıkları yerlere hayat evi derler ve ayinin sonunda ölüye şöyle seslenirlerdi,
(Hayata doğru ayağa kalk ve yeniden doğ! Görüyorsun sen ölmedin ve hep genç olarak yeniden buradasın.)
Mumyalama işlemi yetmiş gün sürerdi. Önce burun deliklerinden beyin, daha sonra kalçada açılan bir delikten iç organları çıkarılıp dört ayrı kavanoza konurdu. Karın içi hurma şarabı ile yıkanır, ezilmiş mür doldurulur ve yetmiş gün kuru tuz içine yatırılırdı. En sonra yüz metre ince keten bant ile vücut uçlardan itibaren sarılır ve boyna asılan bir muska ile işlem tamamlanmış olurdu. O şimdi bir ölü değil, bir tanrıdır ve kaderi bir yıldıza dönüşmektir.
Amon rahipleri piramitlerin duvarlarına kazılı yazıtlarda önce sorarlar, ölünün ruhu nereye gider? Sonra da cevaplarlar,
Tanrı Ra, birbiri ardınca önce gündüz güneşi, sonra da gece güneşi olmaktadır. Gündüz kayığı doğudan batıya, gece kayığı ise batıdan doğuya yol alır. Ra geceden gündüze geçerken büyük Nun uçurumuna dalmakta ve burada yeniden doğmaktadır.
Mumyalanan kral, artık yeniden doğmak üzere Ra’nın gece kayığında seyahat etmektedir. Duat denilen gece on iki bölgedir ve tehlikeli tuzaklarla doludur. Gecenin başlangıcından itibaren karşısına çıkan tehlikeleri atlatan ölü sabaha karşı saflaşır ve güneşi bok böceği Kefer şeklinde yeniden doğarken görür.
Osiris tam o noktada Ölümsüz ruhunun (Ankh) ve ölümsüz bedeninin (Sahu) gelmiş olduğu ışıklı dünyaya geri gitmiş ve gökyüzü tanrıçası Nut ile birleşmiştir. Hayat, dünyayı saran bu sonsuz uçurumun içinde sürekli yenilenmektedir.” 1
***
Çok garip, bütün bu okuduklarım yıllardır çalıştığım İslam’a o kadar benziyor ki! Yoksa sizce benzemiyor mu?
Haklısınız, kelimeler ve kavramlar oldukça karışık. Kitapları ve notları sizin için aylar boyu sadeleştirmeme rağmen ancak bu kadar olabildi. Allah’ın 99 ismini anlayıp anlatmak kolay mı?
Livraga Teb’i anlatırken şöyle diyordu,
“ Bu büyük kültür sadece harabeye dönen anıtları ile değil, ruh ve dünya hakkındaki derin bilgileri ile de dünyayı şaşkına çevirmiş, Grekler ve Hıristiyanlıktan İslam’a kadar tüm yeni manevi girişimlerin uyarıcısı olmuştur.”
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin