“ Peygamberin birini önceden, birini de Bedir savaşı ganimetinden verdiği iki devem vardı. Develerle ot toplayıp satıyor, Fatma’nın düğün masrafını denklemeye çalışıyordum. Bir gün develeri Medineli bir sahabenin evi önünde çöktürdüm. Meğer o sırada Hamza aynı evde bir dansözle birlikte içki içmekteymiş. Ben Kaynuka kabilesinden bir tüccarla birlikte iken dansöz Hamza’ya develeri gösterip, bu besili hayvanların ciğerinden ne güzel kebap olur demiş. Bunun üzerine Hamza kılıcını çektiği gibi develerin üzerine sıçramış ve ikisini de boğazlamış. Sonra karınlarını yarmış, ciğerlerini alıp gitmiş.
İnsanı ürküten bu manzarayı gördükten sonra doğrudan Peygamberin yanına gidip olanı biteni anlattım. Yanında Zeyd de vardı. Sonra üçümüz birlikte Hamza’nın yanına gittik. Peygamber kızgın bir şekilde sitem ediyordu ki, Hamza gözlerini devirerek Peygambere karşı çıktı ve amcamız oluşunu kastederek, Ey Abdullah ve Ebu Talip evlatları! Sizler babamın köleleri değil misiniz, diye bağırdı. Peygamber amcasının bu şuursuz hâlinden utanarak sustu ve odadan çıktı. Bu hadise içkinin yasaklanmasından önce olmuştu.” 2
Bu hadise Müslümanları o günlerde bir süre meşgul etmiş, hâttâ karşıt iki görüşe ayırmış olmalı. İçenler ve içmeyenler! İçenler başta Hamza olmak üzere oldukça üzgün ve mahcup, keşke böyle bir şey hiç olmamış olsaydı! Fakat gereğinden fazla büyütüp trajedi yaratmanın da anlamı yok değil mi?
Ancak içmeyenler aynı fikirde değil. Hâttâ Ömer başta olmak üzere kimilerinin oldukça sinirli oldukları bile söylenebilir.
- Ey Allah’ın elçisi! Kontrol altına almazsak, bugün develeri boğazlayan bu cahiller yarın birbirlerini boğazlarlar.
Peygamber suskun Ömer’e bakıyor, kafasında türlü düşünceler. İçkinin ve bazı keyif verici otların insanlık tarihindeki ilk kullanımı dinsel değil mi, hâttâ bazen ilaç olarak kullanılmıyorlar mı? Ömer’in içilmesin dediği şarabı kutsal kılan, kardeşim dediği Haz. İsa değil mi? Diğer taraftan haklı olduğu taraflar da yok değil, toplum bu konudaki aşırılıktan zarar görüyor.
Peygamberin cevap vermediğini gören Ömer bu defa ellerini kaldırıp Allah’a dönüyor,
- Allah’ım içkiyi yasakla! Bize bu hayırlı yasağı bildir.
Peygamber anlatılamaz garip duygular içinde, Allah’a dua eden Ömer’e bakıyor. Kime dua ettiğini gerçekten biliyor mu acaba? Cevap vermeden ayrılıyor. Ve işte ilk ayetler,
“ Sana içki ve kumarı soruyorlar. De ki, bunların ikisinde de büyük günah var. İnsanlar için faydaları da var ama zararları faydasından daha büyüktür. Bakara 2/219”
***
İçki konusunda olduğu gibi, İslam öncesinde kadın erkek münasebetlerinin de oldukça serbest olduğunu bilmeyen yok gibidir. Hâttâ öylesine ki, bazen bazı kadınların çocuklarının babasının kim olduğunu bile bilemedikleri olurmuş. Kadınlar savruk ve serbest, erkekler cahil ve saldırgan. Sehl bin Sad o günlerden bir örnek veriyor,
“ Bir gün birisi gizlice Peygamberin evinin penceresinden içeri bakmış. Peygamberse o sırada midra denilen demir bir tarakla başını tarıyormuş. Bu münasebetsizin habersizce evi gözetlediğini öğrenince ona şöyle dedi, - Eğer gizlice baktığını görseydim o tarağı gözüne fırlatırdım. Görgü kuralları haber verip izin istemen için konmuş değil midir?” 3
Hâttâ bu cahillik öylesine gelenekselleşmiştir ki, Müslümanlardan biri, üstelik de en iyilerinden biri olduğu halde çevresindekilere şöyle diyebilmektedir,
“ - Peygamber vefat ederse eşi Ayşe’yi muhakkak ben alacağım!” 4
Bütün bunlar normal mi? Elbette değil. İçkiye karşı olan Haz. Ömer bu türden kaba davranışlara da karşıdır ve Peygamberi sık sık uyarır.
“- Ey Allah’ın Resulü, evinize hayırlı hayırsız bir sürü insan girip çıkıyor. Kadınlarına söyle kapansınlar!” 5
Peygamber dikkatle Ömer’i dinliyor. İyi kapansınlar da, Ömer’in kapatılmasını istediği kadınlar eşya değil bir insan. Bir insan, hele de bütün toplumu ilgilendiren bir konuda kolayca karar vermek mümkün mü?
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin