Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

İşte o günlerde bir hadise meydana gelir. Bilmediğim, belki de şimdi burada söz etmek istemediğim bir hadise.
“ Ey Peygamber hanımları! Sizden kim kanıtlanmış bir edepsizlik yaparsa, kendisi için azap iki katına çıkarılır. Ve sizden kim Allah ve resulüne itaat eder iyilik yaparsa, ona da karşılığını iki kat olarak veririz.
Ey Peygamber hanımları! siz kadınlardan herhangi biri değilsiniz. Takva sahibi iseniz kırıtarak konuşmayın ki, kalbinde hastalık olanlar yanlış bir zanna kapılmasın. Örfe uygun konuşun. Evlerinizde oturun, eskiden olduğu gibi kendinizi teşhir ederek yürümeyin. Ahzab 33/30”
***
Tarih 626. Bu da o günlerden başka bir hatıra ve Enes bin Malik anlatıyor.
“ Peygamber Zeynep bint-i Cahş ile Medine’de evlendi. Evlendiği gün öğleye doğru herkesi yemeğe davet etmişti. Yemek yenilip, bir süre de sohbet edildikten sonra davetliler dağıldılar. Ancak birkaç kişi gitmeyip oturmaya devam etti. Nihayet bir süre sonra Peygamber bir bahaneyle kalkıp dışarı çıktı. Çocuktum, ben de onunla birlikte çıktım. Ayşe’nin kapısına kadar yürüdükten sonra, misafirlerin kalkmak isteyeceklerini düşünerek geri döndü. Ben de döndüm. Döndüğümüzde o birkaç kişinin hâlâ sohbet etmekte olduklarını gördük. Peygamber bir süre sonra yeniden dışarı çıkıp yürümeye başladı. Ben de onu takip ettim. Bir süre sonra tekrar odasına döndüğünde ise onların gitmiş olduklarını gördü. Odaya girdikten az sonra da sıkıntılı bir hâle girdi ve kendisini görmemem için örtünüp bir köşeye kıvrıldı. Örtünme ayetleri işte bu sırada vahiy olundu.” 6
Evet ayetleri okuyacağım. Ancak okumadan önce kendimizi Peygamberin yerine koyup biraz düşünmeye ne dersiniz?
Peygamber misafirlerle ilgilenirken belli etmemeye çalışıyor ama yorgun. Esasen hiç oh dediği yok ki, o hep yorgun. Karşısında oturan bir avuç insanın sorumluluğu kendi omuzlarında ve dört tarafı düşmanla çevrili. Kafasında elli türlü dert. Kimi toplumsal, kimi kişisel. Hepsini çözmek zorunda, dahası doğru çözmek zorunda. Allah’a sitem eden Haz. Musa geliyor aklına, bunları ben mi doğurdum?
Odanın ortasında bir büyük yer sofrası. Çevresi erkeklerle dolu. Kapının yanına doğru küçük bir sofra daha, çocuklar için. Doyup kalkanların yerine yeni misafirler oturuyor. Kimi yanındakiyle konuşurken, kimi bağırarak karşısındakine laf yetiştiriyor. Bir gürültü, bir uğultu. Kadınlar odaya et ve arpa ekmeği taşıyor.
Sofrada Ömer de var. Göz ucuyla yemek yiyenleri seyrediyor. Bazılarının elleri sofrada, gözleri içeri girip çıkan kadınlarda. Kadınların uzattığı yemek tabaklarını alırken sanki tabağı değil de kadınların ellerini almak istiyor gibiler. Allah’ım, Müslüman oldukları halde nasıl bu kadar kaba olabiliyorlar? Bir ara Peygamberin kulağına eğiliyor, sinirli gibi.
- Ya Resulallah, kadınları kapa!
Son Peygamber yorgun gözlerle Ömer’e bakıyor, ne kadar da ısrarcı! Evet söyledikleri doğru ama, kadınlar hakkında sadece bir mal imişler gibi karar vermek kolay bir şey mi? Kadın dediğin pencere değil ki perdeyi çekince örtülmüş olsun! Onların da kendisi gibi bir insan olduğunu, sorumlulukları olduğu gibi hakları da olduğunu unutuyor. Ara sıra kıskançlık gözünü perdeliyor galiba. Gerçi haklı olduğu taraflar da yok değil ama!
Yemek yerken karşısında oturan başka bir dostuna bakıyor. Evinde yemek yiyen bu insan, daha üç beş gün önce Peygamber ölürse Ayşe’yi ben alacağım dediği söylenen adam değil mi? Bu adam Müslüman, üstelikte topluma yararlı ve iyi bir insan, hâttâ en iyilerinden. Peki ama bu kadar duygusuz ve kaba olmalarının sebebi ne? Aslında sebebini biliyor. Anlamını kaybeden gelenekler ve eğitimsizlik. Ah cahillik, gözün kör olsun!

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş