Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Yemek bitti, artık biraz dinlenebilir mi? Hayır, üç beş kişi sohbete devam ediyor. Konu develer, hurma ve kahramanlık hikayeleri. Peygamber suskun ve sıkkın. Bari değerli şeylerden söz etseler! Söyleyemez değil mi? Hayır söyleyemez. Çıksa ayıp olur mu? Evet, ayıp olur. Bir süre sonra nefesi daralıyor, artık dayanamayacak. Biraz hava alıp döndü, anlamışlar mıdır? Hayır, oturuyorlar. Az sonra yine kalktı, bir soluk daha!
Döndüğünde bakıyor, gitmişler. Hoşça kal demeden mi? Yoksa alındılar mı? Yer yatağının üstüne çöküp kaldı, habersiz gittiklerine üzülüyor. Terlemeye başladığını hissederken kapının arkasında duran küçük Enes’i fark etti. Hemen yanında duran cüppesine sarınırken duvara doğru dönüyor. Hayır, ezilen yüz ifadesini çocuk görmemeli.
“ Ey iman edenler! İzin verilmedikçe Peygamberin evine girmeyin. Ancak davet edildiğinizde gidin ve yemekten sonra da hemen dağılın. Sözü sohbeti uzatmayın. Çünkü böyle davranmanız peygambere eziyet vermesine rağmen, o size bir şey söylemeye utanıyor. Allah ise doğruyu dile getirmekten çekinmez. Peygamberin eşlerinden bir şey istediğinizde biraz mesafeli durun. Bu hem siz, hem de onlar açısından daha temizdir. Allah’ın resulünü rahatsız etmeniz ve kendisinden sonra onun eşleriyle nikahlanmanız helal değildir. Bu Allah katında büyük vebaldir. Ahzab 33/53”
***
Belki bir ay, belki on beş gün sonra vuku bulan bir hatıra daha var ve neler olduğunu eşi Haz. Ayşe anlatıyor;
“ Biz Peygamberin eşleri tuvalet ihtiyacımız olduğunda, evlerimizin biraz uzağındaki Menası denilen çalılık bir yere çıkardık. O günlerde evlerin yanında hela yapmak henüz âdet değildi ve ihtiyaçlarımızı geceden geceye o çalılıklarda gidermeye çalışırdık. Nihayet Peygamberin eşlerinden Sevde bir gece yatsı namazı vaktinde tuvalet için çıkmış. Sevde uzun boylu bir kadındı ve Ömer onu karaltısından tanımış. Kadınların kapatılması konusunda o kadar hırslı idi ki ona, - Ya Sevde, bilmiş ol ki biz seni tanıdık, diye bağırmış.
O sırada Peygamber benim odamda akşam yemeğinde, elindeki kemikli bir et parçasını yemekle meşguldü. Bu halde iken Sevde içeriye girdi ve, - Ey Allah’ın resulü! Bir ihtiyaç için evden dışarı çıkmıştım, Ömer beni tanıdıklarını söyleyerek bağırdı, dedi. Bunun üzerine Peygamberi vahiy hâli sardı. Bir süre sonra, et parçası hâlâ elinde olduğu halde Sevde’ye şöyle cevap verdi, - Siz kadınların lüzum ve ihtiyaç halinde evden çıkmalarına izin verildi.” 7
O gece Peygamberin canı sıkkın. Bir yandan Ayşe’yle konuşurken, diğer yandan Sevde’nin anlattıklarını değerlendiriyor.
Gözünün önünde duran kadınlara bakmayan Ömer karanlıktaki bir kadın siluetine bakar mı? Biliyor, yanındaki birkaç kendini bilmez ileri geri konuştu, o da kızıp Sevde’ye bağırdı. İyi ama bunda Sevde’nin ne günahı var? Sevde’ye pek suç bulamıyor ama, aslında Ömer’e biraz incinmiş gibi. Kadıncağızlar zaten bin bir güçlük içinde ihtiyaç görüyorlar, bir de boylarını saklamakla mı uğraşsınlar! Sevde’ye bağıracağı yerde yanındakileri uyarsa daha iyi etmiş olmaz mıydı? Yoksa yarın sabah gidip Ömer’e bunu söylese mi? Hayır, bu defa diğerleri yanlış anlar. Sussa bir türlü söylese bir türlü, ne kadar zor bir durum! Şu kadar önemli problemlerin arasında bir de böyle işlerle ilgilenmek zorunda kalmasa ya!
Ayşe erken yattı ama onun uykusu yok. Karanlığın içinde parmak uçlarıyla şakaklarını eziyor, biraz başı ağrıyor gibi. Bir uğultu, bir çınlama!
“ Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, dışarı çıkarken dış giysilerini üzerlerine alsınlar. Tanınıp incitilmemeleri için bu daha iyidir. Ahzab 33/59”
Peygamber alnında biriken teri avuçlarına silerken ayeti mırıldanıyor. Kadınlar incitilmektedir ve inciten erkeklerdir. Okuyunca anlayacaklar mı acaba? Diğerlerinden pek umudu yok ama, bari Ömer anlasa!
***
Birkaç hafta, yada birkaç ay sonra. Yatsı namazından çıkan Peygamber, eşlerinden Ümmü Seleme’nin odasında. Aklında kadınlar ve kadın hakları.

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş