Öyle sanırım ki, Peygamber bu hadiseden sonra eve dönerken Allah’a şükretmekte ve dostu Ebu Bekir’e şöyle demektedir,
- Ya Ebu Bekir! Allah iyi ki bu ayetleri indirdi de kadınları rezil olup ölmekten, erkekleri de katil olmaktan kurtardı.
***
Ya sonra? Sonrası İfk’tir, iftiradır. Allah bir süre sonra Peygamberini bu kez kendi nefsiyle imtihan etmektedir. Biraz zor olsa da, Peygamber nefsinin önüne geçmeyi başarır. Kadınlar insandır ve O insanları seviyor.
***
Şimdi de son hatıralara, son ayetlere geçiyorum.
Hadisler, Peygamberin zamanında yaşayan Abdullah bin Nüayman adında bir sarhoştan söz ediyor. Günün çoğunu sarhoş geçiren şen, maskara bir insan. Kendisine hımar, yani eşek diye hitap edilmesine rağmen kızmaz, aldırmazmış. Bütün hareketleri hoş ve espri dolu imiş. Hâttâ ara sıra Peygambere de latifeler yapar, Peygamber de onun bu halleri karşısında tebessüm edermiş. İşte bir örnek!
“Abdullah bir gün Medine pazarındaki bir köylüden veresiye bir tulum yağ ile bir tulum bal aldı ve peygambere götürüp hediye etti. Birkaç hafta kadar sonra köylü gelip alacağını istediğinde ise köylüyü alıp Peygambere gitti ve şöyle dedi,
- Ey Allah’ın peygamberi! Şu adam size hediye ettiğim yağın ve balın parasını istiyor, ödeyiniz.
Bunun üzerine Peygamber tebessüm ederek köylünün parasının ödenmesini emretti ve derhal ödendi.” 10
Ne var ki işte bu Abdullah, Peygambere olan sevgisine ve içki yasağına rağmen içkiyi bir türlü bırakamamış. Ve bakın bir gün neler olmuş,
“ İçkiyi bir türlü bırakamayan Abdullah ara sıra içkili yakalanır, had denilen yürürlükteki kanunlar gereği hafifçe pataklanırdı. Bir gün yine içkili bir halde Peygamberin önüne getirilmişti. Kimi eliyle, kimi terliğiyle hafifçe vuruyordu. Sonra Ömer,
- Allah seni kahretsin! Bu kaçıncı gelişin rezil, utanmıyor musun? diye onu azarladı. Bunun üzerine Peygamber,
- Hayır ya Ömer! Öyle söylemeyiniz. Böyle kötü sözlerle şeytana yardım etmeyiniz. Vallahi kesin olarak bildiğim şudur ki, o Allah’ı ve Peygamberini sever, buyurdu.” 11
Şimdi biraz durup, bu tatsız ânı bir daha seyredebiliriz.
Abdullah bin Nüayman dudaklarında aşağılanmanın getirdiği acı bir tebessüm, kalabalığın ortasında ne yana döneceğini şaşırmış duruyor. Hafifçe vurulan tokatlara aldırdığı yok ama, ah şu dostun attığı gül olmasa!
Ömer dönüp Peygambere bakarken hâlâ öfkeli. Allah Allah, niye müdahale ediyor ki? Bıraksa da hepsi sarhoş olup sokaklarda mı yatsalar?
Ya Peygamber? Başını önüne eğmiş, gözbebeklerinde çakan şimşekleri Ömer’in görmesini istemiyor. Kısa süren soğuk bir suskunluktan sonra selam verip izin istedi. Yalnız kalmak istiyor!
Ve o gece hayalinde sert sözleri ve kızgın bakışlarıyla sadece Ömer var. Ne yaptığının farkında mıydı acaba? Bakara suresi indi, beğenmedi. Sonra Nisa suresi indi, onu da beğenmedi. Sürekli, Allah’ım kesin hükmünü bildir diye dua ediyor. Allah’ı kararsızlıkla itham ettiğinin farkında bile değil. Galiba bir insanı incitmenin ne kadar önemli olduğunu da henüz anlamamış.
Sonra kendisine bağırıp çağıran amcası Hamza geliyor aklına. Hadi o zaman Hamza sarhoştu, ya Ömer? Onun sarhoşluğu Hamza’nın sarhoşluğundan daha mı hafif? Birisi içip sarhoş, diğeri içmeden.
Derinden bir iç geçiriyor, ah şeytan! Biliyor, aslında bütün bunları yapan şeytandır. İnsanlara görmedikleri yerden sokuluyor ve nasıl aldattığını kimse anlayamıyor. Ömer bile mi? Ne Ömer’i, hâttâ kendisi bile!
Biraz tedirgin oluyor, sert çıktığı için Ömer kırıldı mı acaba? Yoksa kendisi de ona mı kırgın? Hayır hayır, bir an kızmış olsa bile bir peygamber dostlarına asla kırılmaz. Evet ama, o da bu yersiz ısrarlarından ve insanlara sert davranmaktan artık vazgeçmeli değil mi?
Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10
Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin