Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

- Barış için gidiyoruz ve verebileceğim ne isterlerse vereceğim!
Ancak Mekkeliler savaş durumu alırlar ve şehre girmesine izin vermezler. Uzun süren barış görüşmelerindeki ilk anlaşmazlık Rahman üzerindedir. Mekke temsilcisi haklı olarak şöyle demektedir;
- Biz Rahmanın ne demek olduğunu bilmiyoruz. Sen hepimizin bildiği Bismillah ile yazmaya başla.
Ali’nin itirazlarına rağmen Peygamber Bismillahirrahmanirrahim’den vazgeçer ve Bismillah’a razı olur. İkinci anlaşmazlık şehre giriştedir. Şimdi geri dönmeleri ve seneye gelmeleri istenmektedir. Peygamber bunu da kabul eder, sonra öne sürdükleri diğer şartları da! Bu manzara karşısında Ömer öfkeden çılgına dönmüştür ve Peygambere sorar;
“ - Sen Allah’ın peygamberi değil misin?
- Evet.
- Bizler doğru yolda, onlar yanlışta değil mi?
- Evet, öyle.
- Şu halde niçin her dediklerini kabul edip dinimizi küçük düşürüyoruz?
- Ama ben bu şartları kabul etmekle Allah’a isyan etmiş olmadım ki!
- Hem sen bize yakında Kabe’yi ziyaret edeceğiz demiyor muydun?
- Evet ama, bu yıl diyerek zaman vermiş miydim? Endişe etme, yakında Kabe’yi göreceksin.” 13
Peygamberin yanından ayrılan Ömer bu defa Ebu Bekir’e sataşır ama aldığı cevaplar yine aynıdır. Olayın devamını Haz. Ömer’in Eslem adındaki kölesi anlatıyor,
“ Hudeybiye seferinden dönüyorduk. Gece yürüyorduk ve Ömer Peygamberin yanında gidiyordu. Bir ara Ömer Peygambere bir şey sordu. Peygamber cevap vermedi. Sonra yine sordu, yine cevap vermedi. Ömer Peygamberin işitmediğini zannederek bir daha sordu ama yine cevap alamadı. Bunun üzerine,
- Ah Ömer, sen ne yaptın! Neden ısrar ettin ki hem kendini, hem Peygamberi güç durumda bıraktın, diyerek kendi kendine sitem etti.
Sonra kendisini azarlayan bir ayet inmesinden korkarak devesini sürdü ve kafilenin önüne geçti. Çok geçmedi, birisi Ömer’e gelerek Peygamberin kendisini çağırdığını haber verdi. Ömer, ısrarından dolayı Allah’ın kendisini azarlayan bir ayet indirdiğinden emin olarak korku içinde Peygamberin huzuruna çıktı. Fakat Peygamber son derece sevinçli bir yüz ifadesiyle Fetih suresinin yeni indirilen ilk ayetini okudu.” 14
Bir düşünün. Bu hata büyük halifenin ilk hatası olsaydı, önceki hatalarından dolayı indirilen azarları anlamamış olsaydı, yeni bir azardan bu denli emin olur muydu?
***
Bu çalışma belki de fantezidir. Fakat biliyor musunuz bütün olaylar, bütün tarihler doğrudur ve ne gariptir bu son hadiseden sonra Haz. Ömer’in bir daha konuştuğu hiç duyulmamıştır. Siz duydunuz mu? Ya da bir yerde okudunuz mu?
Ama ben aksine, bu düşüncelerin aslında pek de yabana atılır olmadığını anlatan bir hatıra okudum. Ömer’in bütün bu tecrübelerden sonra olgunlaştığını ve geri çekildiğini anlatan bir hatıra!
Peygamber vefat etmiş, Haz. Ebu Bekir halife seçilmiştir. Yemame ve Sana yörelerinde isyan sesleri yükselmeye başlar. Müseyleme ve Esved-i Ansi gibi peygamberlik iddiasında bulunanların çevresinde toplananlar bir yana, kimi Müslüman kabileler bile şöyle demektedirler,
- Peygambere inanır, namazı kılarız ama artık zekat veremeyiz. Biz onu Peygamberin şahsına hürmet ederek ve doğru yerlere sarf edeceğinden emin olarak veriyorduk, artık vermeyeceğiz!
Bunu duyduğunda halife Ebu Bekir’in gözlerinde şimşekler çakmaya başlar. Namazı kılacaklar, fakat zekat vermeyecekler öyle mi? Zekat devlete vergi değil mi? Verginin kutsal bir toplumsal dayanışma olduğunu bilmeyenler hangi Allah’a namaz kılacaklar, kıldıkları namaz ne işe yarayacak? O güne kadar kimseyi incitmeyen ve tüm varlığını toplum için harcayan Ebu Bekir, kamu hakkı söz konusu olduğunda çevresindekileri parçalamaya hazır çılgın bir aslan kesilmiştir sanki. Bir an tereddüt etmeden emir verir,
- Gidin ve zorla alın!

Sayfalar: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş