Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Dedeyle işte o günlerde, bir yaz gecesi onun evine misafir gittiğimde tanıştım. Diğer dedelere benzeyen sıradan bir dede. Sakallı, namaz kılan ve yaratıcı tanrıdan söz eden. Adet olduğu üzere elini öpüp bir kenara çekildim. Hatır sorma faslından sonra her yaşlı gibi dinden kitaptan söz açtı. Açmakla kalsa iyi, sonra bana döndü;
- Sizce de öyle değil mi?
Bir materyalist olduğumu bildiği halde niye bana soruyor? Galiba beni kullanarak diğer misafirlere gövde gösterisi yapmak istiyor.
Hayır, bence öyle değil diyerek çıplak gerçeği kısaca anlattım. Dede bir an sarsıldı. Baktım diğer misafirler Dedeye bakıyor, Allah’ı galip getirecek bir şeyler söylemesini bekliyorlar.
Biliyorum, söyleyeceklerinin hiçbir maddi temeli yok ve üç cümlede darmadağın ederim. Ya mahcup olup susar, ya da Yaşar amca gibi gerçeğe teslim olmak zorunda kalır. Ama değmez, yaşlı insandır, incinir. Üstelik onun evinde misafirim. Sustum. Birkaç cümle daha eklemeye çalıştıysa da sonra Dede de sustu. Savunmadaki sessizliğin çaresizlik olmadığını anlamış olmalı.
Dönerken içimde başka bir acı;
Bir toplumun yaşlıları, o toplumun birikmiş tecrübesi, yükselen bilgisi demek değil mi? Peki bizde niye böyle değil? Neden yaşlılarımız zamanın bu kadar gerisine düşüyor, neden filler kadar olsun doğal ve öğretici olamıyorlar?
Kuşaklar arasındaki bu uçurum toplum için tehlikeli ve nedenini biliyorum. Aslında bütün bunların suçlusu Allah dedikleri bilinmezliğin ta kendisidir.
Ve ben gecikmiş bir kararı işte o günlerde verdim.
Ey Allah dedikleri görünmez suçlu, seni arayacağım. Ya varsan kendini göstereceksin, ya da yoksan birlikte yok olacağız. Bilesin, başka yolu yok!
***
O gece aklımın bir yanında materyalist gerçek, diğer yanında babamın günlerinde işittiğim eski bir hikaye. Başarabilir miyim?
“Adamın biri, sabaha karşı aptes alıp iki sokak ötedeki camiye doğru yola çıkmış. Alaca karanlıkta sabah ezanı okunmak üzere olsun, o sırada mahallenin meyhanesi de yeni kapanmışmış. Sarhoş o direk senin bu direk benim eve dönmeye çalışıyor. Derken küçük bir ağacın altında sızıp kalmış. Camiye giden adamcağız yerdeki sarhoşun hâlini görünce acıyıp yardım etmek, biraz nasihat etmek istemiş.
- Böyle olur mu? Bak ıslanmış, üşümüşsün. Hem sonra içki haram değil mi, evde çocuklar merak etmezler mi?
Saatine rast gelmek derler ya, sözleri sarhoşun hoşuna gitmiş. Sarılmış adamın boynuna;
- Haklısın demiş. Sen artık benim hocamsın, ne dersen yapacağım.
Adam şaşırmış,
- Yok, demiş. Ben hoca falan değilim, sadece yardım etmek istedim. Sarhoş kararlı,
- Olmaz, asla bırakmam!
Adam bakmış namaz kaçıyor,
- Tamam, demiş. Şimdi şu ağacın dalını tut ve ben gelinceye kadar bırakma. Gelince konuşuruz.
Nasılsa namaz bitene kadar ayılır, çeker gider. Namaz bitmiş, güneş doğmuş. Dönerken bir de baksa ki, sarhoş ayılmış ama, dal elinde hâlâ kendisini bekliyor.”
Demek ki hocanın kim olduğu önemli değil, önemli olan sarhoş olmak ve dalı tutmak. Acaba Dede sağlam bir dal olabilir mi?
Bir ara durdum; Ben neler düşünüyorum, bu bir delilik.
İyi de Allah’ı arayacağım başka bir yol var mı? Hem sonra materyalist gerçek zaten her şeyin üzerinde değil mi? Evet, gerçeği göz ardı etmediğim sürece başarabilirim, başarmalıyım.
Dede bu düşüncemi açtığımda şöyle dedi,
- Vazgeç, bu iş zordur.

Sayfalar: 1 2 3 4 5

Bu Yazıyı Paylaşın | Bu yazıyı yazdırın | PDF olarak kaydedin

Kapat
E-posta ile paylaş