Yuşa tepesinden döndükten sonra aylar geçti. Bir hafta sonu öğle vakti, Dedeyle birlikte çevre yolundan Eyüp Sultana gidiyoruz. Topkapı sapağını geçer geçmez sağ tarafımızdaki eski bir mescidi işaret etti,
- Bu mescidin adı Takkeci mescididir. Hikayesini biliyor musun?
Arabanın gürültüsünü kesmek için ayağımı gazdan çekip hızımı azalttım;
“ Vaktiyle Koca Mustafa Paşada yaşayan fakir bir takkeci varmış. Bir gece bir rüya görmüş. Rüyasında bir ses şöyle diyormuş,
- Bağdat’a git. Eski mahalledeki Asmalı kahveyi bul. Sonra o asmadan bir salkım üzüm ye, zengin olacaksın.
Adam sabah olunca işine gücüne dalmış, unutmuş gitmiş. Birkaç gün sonra aynı rüyayı bir daha görmüş,
- Bağdat’a git! Asmalı kahveye.
Adam hayırdır inşallah demiş ama yine unutmuş. Birkaç gün sonra yine aynı rüya.
- Bağdat’a git! Devamı »
80’li yılların başı, bir hafta sonu hanımla birlikte şöyle bir gezelim istiyoruz. Dedeyle nene de gelirler mi? Gelirlermiş. Nereye gidelim? Dede;
- Siz bilirsiniz, dedi. Ama Beykoz’a doğru giderseniz, vesileyle Yuşa hazretlerini de ziyaret etmiş oluruz. Sen hiç gittin mi?
Yuşa kim? Tanımıyorum ama belli etmedim,
- Hiç gitmedim, dedim. Gidelim.
Orman içinden kıvrılarak yükselen yarım saatlik asfalt bir yoldan sonra, pazar günü öğleye doğru Yuşa tepesine ulaştık. Yeşillikler içinde küçük bir Osmanlı camii ve yanında demir korkuluklarla çevrili bir kabir. Kabirle demir parmaklıklar arasında çoğu kadın ve çocuk bir insan seli. Kadınların başları örtülü ve ellerinde dua kitapları, sanki Kabe’de tavaf ediyorlar.
Dede önce camiye yöneldi, biz de arkasından. Namazdan sonra Dede önde biz arkada türbeye doğru yürüdük. Girerken uyardı;
- Biliyorsunuz kabirdekilerden bir şey istenmez, her şey Allah’tan istenir. Devamı »
Takkecinin hikayesinde anlatılmak istenen gerçek hangisiydi? Tedbir ve gayret mi, yoksa iman ve teslimiyet mi?
Bunun cevabını aramaya henüz yeni yeni sevmeye başladığım Peygamberden yine nefret ederek başlayacağım hiç aklıma gelmezdi. Öfkemin nedeni ilk defa okuduğum bir hadis, bir hatıra.
“ Bir yolculuk dönüşü, Peygamber işleri nedeniyle kafileden geri kalmış ve kafile konak yerine vardığında ikindi vakti çoktan girmişti. Aceleyle aptes almağa başladık. Bu sırada Peygamber bize yetişti ve ayaklarımızı aceleyle gelişigüzel yıkadığımızı görünce sert bir sesle bağırdı,
- Cehennemde yanacak ökçelere yazık! Aptesi düzgün alın.” 1
Birden durakladım,
Sen ne diyorsun! Görmüyor musun adamlar çölde içecek suyu zor buluyor. Söylediğine boyun eğip günde beş defa saf durmaları yetmiyor bir de azarlıyorsun öyle mi? Hem sen değil miydin su bulamazsanız toprakla teyemmüm edin diyen! Sen değil miydin insanların işlerini zorlaştırmayın, kolaylaştırın diyen! Yoksa kendine inanan insanları, şeriat dediğin ve gittikçe arttırdığın kurallarla baskı altına almak mı istiyorsun? Devamı »
Ameller ve niyetlerden şeytan ayetlerine! Ne ilgisi var?
Çok ilgisi var. Şimdi ameller ve niyetlerin karmakarışık olduğu, neyin doğru neyin yanlış olduğunun belli olmadığı, herkesin birbirini suçladığı bir kaos ortamına gidiyorum.
Türk yazar Turan Dursun’u belki tanımazsınız, ya da unutmuşsunuzdur. Ancak aynı şeyleri söyleyen Hintli yazar Salman Rüşdi’yi hatırlarsınız, Şeytan Ayetleri kitabının yazarı. İslam dini ve Son Peygamber Haz. Muhammet hakkında söylediklerinden ötürü İran İslam Cumhuriyeti tarafından ölüm cezasına çarptırıldı ve canını İngiltere’ye kaçarak kurtarabildi. Basından okuduğum kadarıyla hâlâ İngiltere’de yaşıyormuş ve sözlerini geri aldığı için hakkındaki ölüm cezası kaldırılmış. Devamı »
İstanbul’u bilir misiniz?
Aksaray’dan Beyazıt meydanına doğru çıkan bulvarın solunda Laleli baba camii vardır. Onu geçersiniz, sonra şimdilerde otel ve işyeri olan eski lojmanlarla Edebiyat fakültesi gelir. Onları da geçersiniz. Tam fakültenin köşesinde, fakültenin arka kapısına çıkan ara yolun dar merdivenleri görünür. İşte o merdivenlerin bitişiğinde, taştan örülmüş küçücük bir yapı görürsünüz. Korumaya alınmış, Osmanlı döneminden kalma bir eski eser. Eski bir kütüphane diye hatırlıyorum.
Durup seyredin. Duvarlara bakarken, belki de yıkılan Bizans surlarından arta kalan taşlarla örüldüğünü düşünürsünüz. Sonra sizi bu düşünceye götüren başka bir şey dikkatinizi çeker. Sıradan taşlarla örülmüş duvarların temellerine doğru, kocaman beyaz mermer taşlar parlamaktadır. Daha dikkatli bakınca onların sadece mermer bir taş değil, üzerlerinde insan yüzleri ve başka desenler oyulmuş eski bir Bizans tapınağının alın süsleri olduğunu görürsünüz. Ve sanki inadına ters konmuş, baş aşağı duran. Devamı »
Beykoz’dan döndükten sonra Yuşa tepesine bir daha hiç gitmedim. Bilimin kabul etmediğine inanmam ve on beş metre boyundaki insanların varlığından söz eden yalanlara ayıracak zamanım yok.
Sen misin Yuşa’nın boyuna inanmayan? Meğer Haz. Yuşa’dan daha uzunları da varmış. Peygamber bir hadiste Âdem’in boyu hakkında şöyle diyor,
“ Allah Âdem’i kendi suretinde ve en güzel biçimde yarattı. Boyunun uzunluğu da altmış zirâ idi.” 1
Zirâ, ortalama seksen cm. uzunluğunda eski bir uzunluk ölçüsüdür ve altmış zirâlık bir uzunluk kolayca hesaplanabilir.
Kırk sekiz metre, başka bir ifade ile Yuşa’nın üç katı!
Başkası söylese yine inanmazdım ama şimdi iş değişti. Peygamber yine yanlış anlaşılıyor, başka bir şey anlatmak istiyor olabilir. Devamı »