Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Hangi yıldı unuttum, adını söylemişti ama onu da unuttum, Dede bir gün eski bir dostunu hatırlamış anlatıyordu;
- Hacda birlikte tavaf ediyorduk. Bir ara bana, gel şu Kabe’yi aramızdan kaldır da kim kime secde ediyor bir bak, dedi. Ben de ona, Kabe’yi kaldırmaya benim gücüm yetmez. Ama senin gücün yetiyorsa onu bilmem, dedim.
Çok özel bir konudan bahsettiğini sezmekle birlikte ne anlatmak istediğini o gün anlamamışım. Bana göre gücünün yetmediği, yani bilmediği bir sırdan bahsediyordu ve unuttum gitti.
Uzun yıllar sonra Alevileri anlatan bir kitapta Dedenin sözlerini açıklıyor sandığım şu satırları okuyunca oldukça şaşırdığımı, hâttâ sarsıldığımı söylemeliyim. Sır zannettiğim şey kitaplarda yazılı duruyordu ve başkaları Dedenin yapamadığını yapmışlar, Kabe’yi ortadan kaldırmışlardı. Devamı »

“ Dünyanın bir yeri gündüzken başka bir yeri gece, bir yeri sabahken başka bir yeri akşamdır. Yer yuvarlağının bir tarafındaki ovalarda gün batıp karanlık basarken, öte yandaki ormanlarda tan yeri ağarmaya başlar.
Kültür tarihinde de aynı şeye tanık oluruz. Roma’da ve Bizans’ta eski çağ kültürünün ışığı sönmekteyken, Arap yarımadasında yeni bir kültür doğuyordu.
Arabistan’dan öteden beri kervanlar gelir geçerdi. Hindistan’dan gelen değerli taşlar ve baharat, Çin’den gelen ipekli kumaşlar ve Afrika sahillerinden alınan fildişi gemilerle yarımadanın güneyindeki Yemen’e getirilir, oradan da develere yüklenerek Mekke ve Yesrib (Medine) üzerinden Mısır, İran ve Roma’ya ulaştırılırdı. Yeryüzünde insanlarla birlikte eşyalar da dolaşıyordu. İpekli bir kumaş topu ya da bir çuval karabiber, bir İngiliz lordunun ya da bir Alman baronunun şatosuna ulaşıncaya kadar, oldukça uzun bir yol kat ederdi.
Çöl çok sıcak, yol ise pek uzun ve tehlikeliydi. Devamı »

Gerçi mucizeleri ve iki denizin birleştiği yeri gerilerde bırakmıştım ama, varlığın sonsuzluğundan söz ettiğim bu noktada Haz. Musa’nın başka bir hatırasını daha anmadan geçemem.
Haz. Musa Kuran’ın en sık söz ettiği ve Son Peygamberin geceler boyu anlattığı İsrail peygamberlerinden biri, belki de en önemlisidir.
Ancak burada Haz. Musa’nın asasından, yılanlardan, Kızıl denizin yarılışından, kayadan fışkıran sulardan ve böğüren buzağı heykelinden söz etmeyeceğim. Son Peygamberin mucizeleri hakkındaki anlayışım ne ise, Haz. Musa’nın mucizeleri hakkındaki anlayışım da odur. Devamı »

Dinlerin dört büyük meleği! Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail.
Peygamber Kutsal kitap Kuran’ı Cebrail’in getirdiğini bildirmekte ve onun kanatlarından söz etmektedir. Bir hadiste şöyle deniyor,
“ Peygamber Cebrail’i altı yüz kanatlı olarak gördü.” 1
Nedenini bilmesek de, meleklerin genellikle kanatlı olarak hayal edilip anlatıldığını hepimiz biliriz. Fakat niçin on, yüz, veya bin değil de altı yüz? Yoksa bir çokluk ve büyüklük ifade etmek üzere mi veriliyor? Olabilir. Ancak yine de Peygamberin Cebrail’in kollarından değil de kanatlarından söz etmesinin ve altı yüz olarak bildirmesinin bir anlamı olsa gerek. Nedir bu anlam?
Altı yüz, yani altı adet yüz. Ve önce altı! Devamı »

Son Peygamberin yedinci gün konusunda Yahudi ve Hıristiyanlarla aynı fikirde olmadığını biliyorum. Galiba aynı fikirde olmadığı bir noktaya daha geldim ve sözün doksan dokuzdan açıldığı bu noktada Haz. Davut derinlerden sesleniyor,
- Beni ve davacılarımı unutma!
Hiç unutur muyum?
“ Haz. Davut İsrail’de Beytlehem’de doğdu. Boaz’la Rut’un torunu olan Yesse’nin en küçük oğludur. Gençliğinde, İsrail’in ilk kralı Saul’un sarayında yaverlik yaptı. Saul’un oğlu ve tek varisi Yonatan ile yakın dostluk kurdu ve Saul’un kızı Mikal ile evlendi. Filistinliler ile yapılan savaşlarda üstün yararlılık gösterince büyük bir ün kazandı. Bu durumu tehlikeli bulan Saul onu öldürmek isteyince Filistin’e gitti ve diğer kaçaklarla sığınmacıları örgütleyerek, yeni krallığın temellerini atmaya başladı. Kurduğu örgütle yöre halkını haydut ve çapulculardan koruduğu için halkın büyük sevgisini kazandı. Saul ve Yonatan Gilboa dağında Filistinlilerle savaşırken ölünce, önce Hebron’daki Yahuda kabilesine, sonra da bütün İsrail’e kral seçildi. İ.Ö. 1000 – 962 yılları arasında, 40 yıl boyunca İsrail’in kralı olarak kaldı. Devamı »

Cebrail’in kanatlarından Cebrail’in kendisine geçiyor ve çalışmaya Son Peygamberin hayatından kısa bir bölümü aktararak başlıyorum.
“Yıl 613. Son Peygamber kırk iki yaşındadır ve yaklaşık üç yıldır, doğduğu şehir Mekke’de İslam’ı anlatmaya çalışmaktadır. Ancak Mekkeliler, kendilerini atalarının dininden döndürmeye çalışan bu farklı anlayışı pek sevmezler. Gerçi Peygamber söylediklerinin yeni bir şey olmadığını, İsa’nın ve Musa’nın da atası olan İbrahim’i anlattığını söylemektedir ama dinleyen yok gibidir.
Kendisine inanan çoğu fakir ve köle iki yüz kadar yandaşı ile birlikte toplumdan dışlanmış, zor şartlar altında yaşamaya çalışmaktadırlar. Kendisi, köklü bir kabileye mensup olan amcası Ebu Talibin desteği sayesinde henüz öldürülmekten korunabilmektedir ama diğerlerinin durumu daha da güçtür. Fakirlik ve işsizliğin yanı sıra, tehditler ve ara sıra dayak da başlamıştır. Son Peygamber oldukça üzgündür. Ah bir mucize olsa! Fakat olmaz. Çünkü mucizeler ancak Allah katındadır ve Allah o anda kullarının kudretini seyretmeyi dilemektedir. Devamı »

Sayfalar:1234567

Kapat
E-posta ile paylaş