Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Ömer’e çok mu yüklendim? Böyle düşünenler varsa kusura bakmasınlar ama henüz Ömer’le işim bitmedi. Hayır, maksadım büyük halifeye dil uzatmak değil, esasen bu haddim de değil.
Sadece Kuran ve hadis yorumlarında yanlış olduğuna inandığım birkaç anlayışa dikkat çekmek istiyorum. Ve eminim haberi olsaydı, bundan Haz. Ömer başta kendisi memnun olurdu.
***
Bir hadiste Haz. Ömer’in oğlu Abdullah şunları anlatıyor;
“ Babam Ömer Peygamberin huzurunda sürekli, - Allah’ım içki hakkındaki emrini bize bildir, diye dua ederdi. Bunun üzerine Bakara suresinin, ( Sana içki ve kumarı soruyorlar. De ki, bunların ikisinde de büyük günah var. İnsanlar için faydaları da var ama zararları faydasından daha büyüktür. Bakara 2/219 ) ayeti indirildi. Bu ayet Ömer’e okunduğunda o yine, - Allah’ım içki hakkındaki açık ve kesin hükmünü bildir, diye duada bulundu. Bunun üzerine Nisa suresinin, ( Ey iman edenler, sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Nisa 4/43 ) ayeti indirildi. Ayet Ömer’e okundu o yine, - Allah’ım kesin hükmünü bildir, dileğinde bulundu. Bu defa Maide suresindeki, ( Şeytan, içki ve kumarla aranıza düşmanlık sokmak ve sizi Allah’ı anmaktan alıkoymak ister. Nasıl, artık vazgeçtiniz değil mi? Maide 5/91 ) ayeti indirildi. Bu ayet de Ömer’e okundu. Ömer ayetin sonundaki, ( Nasıl, artık vazgeçtiniz değil mi?) istifhamı karşısında şöyle dedi, - Vazgeçtik Allah’ım.” 1 Devamı »

İşin doğrusu, Allah dedikleri bu görünmezlikten sadece Müslümanlar söz ediyor olsaydı belki de aramazdım. Ama ne var ki neredeyse bütün insanlık görünmez bir yaratıcıdan söz etmekte, onun var olduğuna inanmaktadır.
Son Peygamberin Allah, Haz. İsa’nın Baba, Haz. Musa’nın Yahve dediği bu yaratıcı nerede?
Gerçekten varsa ve birse isimleri niçin farklı? Yoksa gerçekten yok da herkes kendi uydurduğu bir tanrıya mı inanıyor?
Galiba aradığım Allah’ı biraz da diğer dinlerin tanrıları arasında arasam iyi olacak. Belli mi olur, bakarsın onların arasında saklanıyordur.
Nereden başlamalı? Nuh’a ve İbrahim’e kadar gidemem çok uzak, üstelik tanrıya ne isim verdiklerini de bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki, tanrıya Allah demeyen toplumlardan bilinen en eskisi Yahudilerdir.
İşte Haz. Musa ve tanrısı Yahve!
“ Y.H.V.H tanrının Haz. Musa’ya bildirdiği özel adıdır. Yahudilikte tanrının adının açıkça söylenip yazılması yasak olduğu için, bu adı oluşturan dört ünsüzle anlatılmıştır. İbrani alfabesindeki bu dört sessiz harf, Yahve olarak okunur.
İÖ 6. yüzyıldaki Babil sürgününden ve özellikle İÖ 3. yüzyıldan sonra bu isim Yahudilerce kullanılmaz oldu. Bunun bir nedeni Tanrının kutsal isminin ağza alınmamasıydı. Diğer önemli nedeni Yunan ve Roma kültürlerini de etkisi altına alan İsrail tanrısının, diğer dillerde Elohim sözcüğü ile yaygınlaşmasıydı. Devamı »

Çalışmanın bu bölümü içimde sakladığım ve anlatmayı hiç düşünmediğim hatıralardı. Ancak geçen zaman ve gelişen olaylar artık anlatmamı zorunlu kılıyor.
Tam olarak hatırlamıyorum ama galiba on iki yıl kadar önce olsa gerek, Peygamberin hatıralarını okumaya başladığım yıllar. Kendisini ziyarete gittiğim bir gün Dede hocasından söz açmıştı;
- Rahmetli şeyhim hafız ve büyük bir âlim idi. Buna rağmen kendisine bir şey sorulduğunda tevazu gösterir, biz hâlâ medreseden çıkamadık derdi.
Sonra konuyu Kuran’a taşıdı;
- Kuran Allah kelamıdır, en büyük bilgidir. Kendi ifadesiyle ağaçlar kalem, denizler mürekkep olup yazsa bitmeyecek bir bilgi. Hocam yıllarını vermiş bitirememişti, herhalde benim ömrüm de yetmez. Bakalım bu bilgideki senin payın ne kadar olur?
Kuran mı? Birden eski bir tehdidin öfkesi kımıldanıyor içimde,
“ Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkar ederse tam manasıyla sapıtmıştır. Nisa, 4/136”
Sonra bir ümitle ürperdiğimi hissediyorum. Sakın aradığım o Allah Kuran’ın sayfaları içinde saklanıyor olmasın? Devamı »

Bu çalışmayı Tutankhamon’un hazinelerini arayarak tamamlayacağımı önceden söyleseler inanamazdım. Nereden, nereye!
Artık kendi anlayışımın sonuna geldiğimi ve bu yolculuğun bittiğini düşünüyordum. Öyle ya, Allah kelimesinden daha ötede ne var ki? Ancak gerçek kelimelerin ötesindeymiş ve olaylar çoğu kere insanın beklediği gibi gelişmiyormuş.
Galiba yılbaşına iki üç gün vardı, havanın erken karardığı bir akşamüzeri Beyoğlu’ndan dönüyorum. Tepebaşındaki otoparka yürürken bayram için hazırlanan hediye fuarının parlak neon ışıklarında durakladım. Biraz bakınsam nasıl olur?
İçeri girdim, ışıl ışıl süslü küçük reyonlarda yok, yok. Önce hanıma saatli bir anahtarlık, oğluma minik bir cep radyosu, kızıma bir manikür takımı.
Fakat o da ne? Bir Kleopatra kabartması ve hemen yanında renkli kapağında altından bir Firavun maskı parlayan bir kitap! Bu kadar incik boncuğun arasında bir kitabın ne işi var? İsmi de bir garip, Teb!
Teb ne demek acaba? Başımı kaldırdım, serginin arkasında ince uzun bir tanıtım tabelası, Yeni Yüksek Tepe Kültür Derneği. Tezgahın arkasındaki genç kız ilgilendiğimi görünce firavunu tanıttı,
- Bu Tutankhamon’dur! Devamı »

1999’un sonlarındaki oruç ayına garip bir yalnızlık duygusu içinde girdim. Namaz yok ama, biraz oruç, biraz Kuran beni teselli eder mi?
“ Musa ile otuz gün için sözleştik. Sonra buna bir on gün daha ekledik. Araf 7/142”
“Ant olsun tan yerinin ağardığı vakte, on geceye, çifte ve teke, başladığı zaman geceye. Nasıl, bunlarda akıl sahibi olanlar için bir yemin var mı? Fecr 89/1-5”
Hadi buyurun bakalım, ne demek şimdi bunlar? Birkaç gün arayıp yorulduktan sonra aklıma geldi. Sahi, İsmet amcaya niye sormuyorum ki? Nasıl olsa onda yok yok! Cevabı çok kısa oldu,
- Bilmiyorum, ama senin için ararım.
Ne güzel bir cevap! Tam Peygamberin istediği gibi. Evet, bilmiyorum ilmin yarısıdır. Dönerken farkında olmaksızın Dedeyi hatırlamışım. O bilir miydi acaba? Aman boş ver, o zaten bilse de söylemez ki!
Sinirlendiğimi hissedip unutmaya çalışsam da o gece aklımda hep Dede var. Ve her nedense de kocaman sakalları. Gece geç vakit eşim sordu,
- Neler düşünüyorsun? Devamı »

Antik Mısır’ı anlatan Teb isimli kitap Ramazan ayının ortalarına doğru elime geçmişti. Gündüzleri çekmecemin gözünde, akşam iş dönüşü cebimde. Kim bilir kaçıncı okuyuşum.
O gece son kez okudum. Artık yeter, neredeyse ezberleyeceğim. Gece yarısı bir gibi kitabı kapadım. Kitabın parlak kuşe kapağındaki genç firavun, dudaklarında esrarengiz bir tebessüm bana bakıyor.
Ey firavun, tüm Mısır halkının önünde secde ettiği insan sen misin? Ben de ona bakmaya başladım. Koltuğun üzerinde öylesine dalıp gitmişim. Bir ara boynumun ağrıdığını hissedip başımı kaldırdım, duvardaki saat ikiyi gösteriyor. Hayret, ben bir saattir kapaktaki firavuna mı bakıyorum? Peki ama neden?
Uykumun kaçtığını hissediyorum. Kuşkum yok, bu genç firavunun yüz ifadesi bir şeyler saklıyor. Sanki biliyor gibiyim de ama ne? Dikkatle tekrar bakmaya başladım. Ne var bu firavunun yüzünde?
Ertesi gün akşama kadar kitap çantamda dolaştı. Ara sıra çıkarıp bakıyorum, ne var bu firavunun yüzünde? Daha da önemlisi firavunun yüzü değil, yüze bu ifadeyi veren heykeltıraş. Kim bilir kaç ayda tamamladı bu heykeli! Bundan tam 3360 yıl önce, firavunun yüzündeki bu ifadeyi ölümsüzleştirirken ne anlatmak istiyordu acaba? Devamı »

Sayfalar:1234567

Kapat
E-posta ile paylaş