Mürit Kefer

Mürit Kefer’in Hatıra Defteri

Vahdettin amcayı tanımazsınız. Dedenin aksine ne sakalı ne bıyığı olmayan, gençliğinde uzun boylu ve iri yapılı bir insan olduğu hâlâ anlaşılan yaşlı bir beyefendi. Fevkalade düzgün bir Türkçe ile ve son derece kibar konuşan, artık hatıralarda kalan eski İstanbul efendilerinden biri, belki de en sonuncusu. Dedeyle yaşıt olmalarına rağmen Dedeye dede, kendisine amca dememizin nedeni de bu olsa gerek.
Dizlerindeki ağır bir romatizmadan şikayetçiydi, duyduk ki bayramdan on gün kadar önce evde düşmüş, kalça kemiği kırılmış. İki gün sonra da ameliyat olduğu haberi geldi. Kendisini hastanede ziyaret ettiğimizde iyi görünüyordu. Bayrama doğru taburcu edeceklermiş.
Bayramın üçüncü günü elimizde bir demet çiçek, hanımla birlikte tekrar ziyaretine gittik. Hem bayram tebriki, hem geçmiş olsun ziyareti. Eşi bizi salona aldı. Vahdettin amca yatak odasında yatıyormuş ve az sonra geçecekmişiz. Biliyorum, bize iyi görünmek istiyor olmalı. Az sonra odaya girip elini öptük. Özür dileyerek bize gecikmesinin nedenini anlattı,
- Kızıma çiçeklerinizi vazoya koymasını rica etmiştim. Sağ olsun koymuş ama her halde yanlış anladı, benim arzu ettiğim vazoya koymamış. Halbuki ben onların, benim için çok kıymetli olan ve en çok sevdiğim şu kristal vazoda olmalarını istemiştim. Zahmet etmişsiniz ve sizin çiçekleriniz benim için çok değerli. Devamı »

Kurbanın birinci günü tek işim, etleri parçalayıp eşime teslim etmekti. İkinci gün bir iki misafir, bir iki ziyaret. Üçüncü gün doğrudan kitaplara saldırdım. Bir şeyler arıyorum ve ne aradığımı biliyorum. Bulacağım ve bin yılların intikamını alacağım!
Haz. Ayşe anlatıyor;
“ Bir keresinde Peygambere büyü yapılmıştı. Kendisinde unutkanlık peyda oldu. Yaptığı bir işi yapmadığını, yapmadığı bir işi yaptığını zanneder oldu. Nihayet günün birinde uzun uzadıya dua ettikten sonra;
- Ya Ayşe! Bilir misin ki Allah bana bu derdin çaresini bildirdi. Her zaman gelen iki melek geldiler. (Cebrail ve Mikail) Bunlardan biri baş ucumda, diğeri ayak ucumda oturdu. Biri diğerine; Bu şahsın hastalığı nedir, diye sordu. Diğeri; Buna büyü yapıldığı söyleniyor, dedi. O biri tekrar sordu; Kim yapmıştır? Diğeri; Lebid İbn-i Asam, diye cevap verdi. O biri tekrar sordu; Ne ile yapılmıştır? Diğeri; Saç sakal kılları ile bir tarak, bir de kuru hurma çiçeği ile. O biri tekrar sordu; Nerede yapılmıştır? Diğeri cevap verdi; Zervan kuyusunda!
Sonra Peygamber arkadaşları ile birlikte o kuyuya gitti. Döndüğü zaman bana; Devamı »

O Cuma seminerin son haftası ve genç hocamız eski Mısır tapınaklarını anlatıyor;
“ Mısırlılara göre evren ve onda var olan her şey gibi, Mısır da Atum’dan yaratılmıştı ve evrenin yedi temel yasası vardı. Bu yedi yasa şunlardı,
1- Evren zihinseldir.
2- Gök nasılsa yer öyledir.
3- Her şey hareket halindedir.
4- Her şeyin iki kutbu vardır.
5- Her hareket tersine döner.
6- Her etki bir tepki doğurur.
7- Her şeyin erkeği ve dişisi olur.
Mısırdaki tüm tapınaklar bu temel yasaları anlatan yedi karanlık bölümden oluşurdu. Tapınağın loş koridorlarında ilerleyen bir mürit, gerçekte kendi iç dünyasında ilerlediğini hissederdi. Elbette her davranışlarının olduğu gibi bunun da bir anlamı var. Çünkü insan da evren gibi yedi esas üzerine yaratılmıştı ve tapınak bir insanı sembolize etmekteydi. Yukarıdan aşağıya, manadan maddeye doğru insanı oluşturan bu esaslar şunlardı, Devamı »

Peygamber bir hadiste şöyle diyor,
“ Bir insan bir kardeşini bir şeyle ayıplarsa, ölmeden önce o ayıbı muhakkak kendisi de işler.” 1
Doğruymuş. Vazgeçtik Allah’ım diyen Ömer’in vazgeçemediğini söylemiştim ya, meğer vazgeçtim dediğim halde ben de vazgeçememişim. Meğer el fatiha demişim de henüz hiçbir şey bitmemiş. Meğer kimsenin şeytanı kolay Müslüman olmuyormuş. Cevapsız kalan bir soru hep varmış ya, şimdi yine var.
Fakat hayret? Ben bu sorunun varlığını yeni öğrenmiş değilim, çok zamandır bilirdim. Şimdiye kadar niye içimde saklamış, neden bilmiyor gibi davranmışım ki?
Söz ettiğim, Peygamberin Zeynep bint-i Cahş ile yaptığı evliliğinin perde arkasıdır. Peygamberin halasının kızı olan Zeynep bint-i Cahş, dört muvahhitlerden Ubeydullah bin Cahş’ın kız kardeşidir ve anlatılanlara bakarsanız Haz. Davud’un işlediği söylenen bir suçu Son Peygamber de işlemiş görünüyor. Üstelik bu defa şahit çok, deliller kuvvetli. Adeta suçüstü!
Konu çok hassas olduğu için yorum yapmıyor, İslam tarihini anlatan kalın ve ciddi bir kitaptan olduğu gibi aktarıyorum. Kelimesi kelimesine,
“ Zeynep’in babası Huzeyme kabilesinden Cahş, annesi ise Peygamberin halası Umeyme’dir. Asıl ismi Berre idi. Peygamber Zeynep olarak değiştirdi. Bir ara Peygamber Zeynep’i kendi kölesi Zeyd bin Harise ile evlendirmek istedi. Zeynep güzel olduğu kadar da onurlu bir hanımdı. Bunu duyunca Peygambere sitem etti, - Halanızın kızını bir köleye mi münasip görüyorsunuz? Ancak Peygamber ısrar edince düşünmek için mühlet istedi. Bu sırada şu ayet indi. Devamı »

Bugün 25 Ocak 2001, Çarşamba. Gece saat on bir gibi telefon çaldı, uzaklardan bir haber daha. Yaşar amca ölmüş. İkindide ölmüş, yarın öğleye kaldıracaklarmış.
- Hanım yetişebilir miyim?
On saat şehir merkezi, sonra iki saat kasaba, evet yetişebilirim. Ben otobüs için telefon ederken hanım elbiselerimi hazırladı. Bütün gece süren sakin bir yolculuktan sonra gündüz saat on bir gibi yetiştim.
Evin arka bahçesinde akrabalardan üç beş kişi toplanmış, konuşuyorlar. Biri küçük oğlu, selam verip başsağlığı diledim. Çok ıstırap çekiyordu, kurtuldu dedi. Ona yurt dışındaki ağabeyini sordum,
- Haber verdin mi, yetişebildi mi?
- Artık yetişemez. Dün geç vakte kadar aradım ulaşamadım, evde değil. Bu sabah tekrar birkaç arkadaşını aradım, bulup haber verecekler.
Az ötede su dolu kocaman siyah bir kazanın altında odunlar yanıyor. Hemen yanında sabun lekeli tahta bir teneşir, birkaç kişi perde için ip germeye çalışıyor. Eve girdim, kireç badanalı küçük bir odanın içinde beyaz çarşaflara sarınmış yapayalnız yatıyor. Yazık, dev bir Promete daha öldü öyle mi? Yüzüne bakamadım, belki ağlarım. Devamı »

Sayfalar:1234567

Kapat
E-posta ile paylaş